Kibritçi Kız

Kibritçi Kız

Kibritçi Kız

Korkunç bir soğuk vardı. Kar yağıyordu ve akşam karanlığı bastırmaktaydı. Yılın son akşamı, yani yılbaşı akşamıydı. Böyle bir soğukta ve karanlıkta, küçük, yoksul bir kız çocuğu sokakta başı açık ve ayakları çıplak yürüyordu. Gerçi evden çıktığında ayaklarında bir çift terlik vardı; ama neye yaramıştı ki? Terlikler çok büyüktü ve en son annesi tarafından kullanılmışlardı. Öyle büyüktüler ki, küçük kız aceleyle karşıdan karşıya geçerken, doludizgin giden iki at arabası yüzünden onları kaybetmişti. Birini bulamamış, diğerini de bir oğlan çocuğu alıp kaçmış, uzaklaşırken bir gün bir bebeği olduğunda terliği beşik yerine kullanacağını söylemişti.

Küçük kız sokakta soğuktan morarmış çıplak ayaklarıyla yürüyordu. Üzerindeki eski önlükte çok sayıda kibrit vardı. Bir deste kibriti de elinde taşıyordu. Gün boyunca hiç kimse ondan hiçbir şey satın almamış, kimse ona tek bir kuruş vermemişti. Zavallı küçük, aç ve soğuktan donmuş halde yürürken yılmış görünüyordu. Ensesinde tatlı buklelere dönüşen uzun, sarı saçlarına kar taneleri düşüyordu; ama o bu güzel görüntünün farkında bile değildi. Bütün pencerelerden ışık saçılıyor,  sokak nefis kaz kızartması kokuyordu. ”Öyle ya, bu gece yılbaşı.” diye düşündü.

Bir tanesi diğerine göre hafifçe sokağa doğru taşmış iki evin arasındaki köşeye oturdu. Büzülüp küçük ayaklarını karnına doğru çekti; ama böyle daha da çok üşümeye başlamıştı. Buna rağmen eve gitmeye cesaret edemiyordu. Bir kibrit çöpü olsun satamamış, tek bir kuruş bile kazanamamıştı. Bu durumda eve gitse babasından dayak yerdi. Soğuksa, zaten evleri de çok soğuktu. Sadece üstlerini örten bir çatıları vardı ki bu çatının en büyük çatlaklarını saman ve paçavralarla tıkamalarına rağmen rüzgarın ıslığı içeri sızardı.

Küçücük elleri neredeyse soğuktan tamamen donmuştu. Ah küçük bir kibrit ne kadar işe yarardı şimdi! Desteden bir tane çıkarıp duvara sürtse ve parmaklarını ısıtsa ne iyi olurdu! Sonunda bir kibrit çüpü çıkarıp duvara sürttü. Cızzz! Nasıl da bir kıvılcımla yandı kibrit! Küçük bir mumunki gibi, sıcak ve parlak bir ışığı vardı. Ellerini üzerine uzattı; ama kibritin ışığı pek tuhaftı. Küçük kız parlak pirinç işlemeleri olan, pirinçle kaplı dev bir demir sobanın önünde oturduğunu sanmaya başladı. Yanan ateş ne kadar da harikaydı. Nasıl da rahatlatıyordu insanı. Kızcağız ısınmaları için ayaklarını da uzattı. Tam o anda alev söndü. Pirinç kaplı demir soba yok oldu. Kız elinde yanmış kibrit çöpüyle öylece kalakaldı.

Bir kibrit daha çaktı. Kibrit yanmaya başladı. Işığı bu kez taş duvara düştü ve duvar ince bir tül gibi saydamlaştı. Küçük kız artık salonun içini olduğu gibi görüyordu. İçeride üzerine  göz kamaştıran beyaz bir örtü serilmiş masada ince porselenden bir yemek takımı ile erik kurusu ve elmayla doldurularak kızartılmış kocaman bir kaz vardı. O anda daha müthiş bir şey olmuş, kaz tepsiden atlayıp, sırtında bir çatal ve bıçakla paytak adımlar atarak fakir kızcağıza doğru gelmeye başlamıştı. Ancak o sırada kibrit söndü. Geriye sadece kalın ve soğuk taş duvar kaldı.

Kız bir kibrit daha çaktı. Şimdi güzeller güzeli bir Noel ağacının altında oturmaktaydı. Bu, bir önceki Noel’de zengin tüccarın evinin cam kapısından şöyle bir gördüğü ağaca göre çok daha büyük ve süslüydü. Yeşil dallarında binlerce mum yanıyor, dükkanların vitrinlerindekine benzeyen rengarenk resimler aşağıya, ona bakıyordu. Küçük kız iki elini birden havaya kaldırdı. O anda kibrit söndü. Binlerce Noel mumu havaya yükseldi, yükseldi… Hepsi birer yıldız oldu. İçlerinden bir tanesi kaydı ve gökyüzüne ateşten uzun bir çizgi çizdi.

”Şu anda birisi ölüyor” dedi küçük kız kendi kendine; çünkü hayattayken ona çok iyi davranan, hatta ona iyi davranmış tek insan olan yaşlı anneannesi, ”Bir yıldız kaydığında bir ruh Tanrı’ya kavuşur.” demişti.

Kızcağız duvara bir kibrit daha sürttü ve ortalık aydınlandı. Kibritin pırıltısında yaşlı anneannesi belirdi. Berrak, ışıl ışıl, yumuşacık ve sevgi dolu görünüyordu.

-Anneanne! diye seslendi küçük kız. ”Beni de al. Kibrit yanıp bittiğinde gideceksin biliyorum. Tıpkı sıcacık soba, nefis kaz dolması ve o görkemli Noel ağacı gibi sen de kaybolacaksın!” Sonra destede kalan kibritlerin hepsini aceleyle yakmaya başladı. Anneannesinin onunla kalmasını çok istiyordu. Kibritler öyle bir ışıltıyla yanıyordu ki ortalık gündüzden bile daha aydınlık hale gelmişti. Anneannesi daha önce hiç olmadığı kadar güzel ve büyük görünüyordu. Küçük kızı kaldırıp kollarına aldı. Işıklar içinde neşeyle uçmaya başladılar. Öyle yükseldiler, öyle yükseldiler ki, soğuğun, açlığın, kaygının olmadığı bir yere vardılar. Artık Tanrı’nın yanındaydılar.

Ertesi sabah küçük kız evin yanındaki köşede, sabah ayazında kırmızı yanakları ve dudaklarında bir tebessümle oturuyordu. Eski yılın son gecesinde donarak ölmüştü. Yeni yılın ilk günü, bir kısmı tamamen yanmış kibritlerle oturmakta olan bu küçük bedenin üzerine doğmuştu.

”Isınmaya çalışmış!” dediler. Kimse onun ne güzellikler gördüğünü, ihtiyar anneannesi ile birlikte nasıl bir pırıltının içinde yeni yıla girdiğini bilmedi.

Hans Christian Andersen

Çeviren: Eylem Rosseland

Kaynak: http://www.adl.dk/solr_documents/hcaeventyr02val-workid79632#kbOSD-0=page:3

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>