Changelings: Periler, Kayıp Çocuklar Ve Bir Hırsızlık Masalı (2. Bölüm)

John Anster Fitzgerald

John Anster Fitzgerald

Changelings: Periler, Kayıp Çocuklar Ve Bir Hırsızlık Masalı

(2. Bölüm)

Güneşli bir Cumartesi gününden merhaba. Changeling masallarıyla ilgili yazının ikinci bölümünü yazmak için epeydir sakin bir hafta sonunu bekliyordum. Oslo’yu kelimenin tam anlamıyla çiçeklerin bastığı bir bahar ve yaz oldu. Her köşeden rengarenk leylaklar, bahçelerden, parklardan, yol kenarlarındaki bir karış topraktan bile laleler, menekşeler fışkırdı bu yıl. Ağaçların dalları çiçeklerini zor taşır hale geldi. Şimdi ise mevsim dönmeye, yaklaşan sonbaharın serin nefesi havaya karışmaya başladı. Ben de uyanınca insan masallarla ilgili bir yazı hazırlayacaksa ancak böyle bir günde hazırlar diye düşündüm ve yazmak üzere Oslo’nun ünlü kafelerinden W.B.Samson’un evime en yakın şubesine geldim. Burası neredeyse hicbir zaman turist göremeyeceğiniz, onun yerine Oslo’nun kendi sakinleri ile birlikte yiyip içebileceğiniz güzel bir mekan. Ben de bu mekanda bir yandan keyifle kahvemi yudumlarken bir yandan da size iki güzel kitaptan söz etmek ve ardından eski bir İrlanda halk masalı olan The Brewey of Eggshells‘in Türkçesini sunmak istiyorum. Aslında bu masalın değişik bölgelere ait değişik anlatımları var. Umarım sizin için seçmiş olduğum örnek hoşunuza gider.

Royalty-Free-Images-Baby-Carriage-GraphicsFairy

Outside Over ThereOutside Over There

Maurice Sendak  (1928 –2012) tarafından yazılan ve ilk baskısı 1981 yılında yapılan Outside Over There üzerinde çok konuşulmuş resimli bir kitap. Yazarın kendisinin en sevdiği eserlerinden biri olmasına ve 1982 yılında Caldecott Onur Ödülü’ne değer görülmüş olmasına rağmen etkleyici görselleri sebebiyle kitabı çocukların okumasına uygun bulmayan önemli bir kesim var. Where the Wild Things are ve In the Night Kitchen ile birlikte bir üçlünün parçası olarak anılan bu kitap da içerdiği illüstrasyonlar yüzünden ebeveynlerin tepkisini olumsuz yönde çekmiş.

Hikayeye göre babası denize açılan, annesi kendi dünyasında hayallere dalan küçük İda, henüz bir bebek olan kardeşini eğlendirmek için borozanını çalmaya başlar. Onun için çalsa bile aslında kardeşine bakmamakta, pencereden dışarıyı izlemektedir. Bunu fırsat bilen goblinler arka pencereden girip kardeşini kaçırırlar ve yerine bir changeling bırakırlar. İda kardeşini kollarına aldığında onun aslında buzdan yapılmış bir maket oldugunu anlar. Sarılmanın etkisiyle buz bebek erir, küçük kızın kolları boş kalır.

İda kardeşinin kaçırılmasından kendisini sorumlu tutmaktadır. O sebeple çocuk hırsızlarının peşine düşererk minik bebeği goblinlerin gelini olmaktan kurtarır ve birlikte evlerine dönerler. Sendak, Tell Them Anything You Want: A Portrait of Maurice Sendak (2009) adlı belgeselde, henüz dört yaşında küçücük bir çocukken kendisine unutmayayacağı bir travma yaşatmış olan Lindbergh bebek kaçırma olayından ne kadar etkilenmiş olduğunu açıkça anlatmış. Korkunç detaylarla dolu bu olayın sonu ne yazık ki Sendak’ın hikayesindekinin tersine büyük bir trajedi barındırıyor. Yazar belki de Outside Over There ile, bu trajediye kendince alternatif bir mutlu son getirmiş ve kendi yaralarını sarmış. Burada öykülerin iyileştirici gücüne dair yapılan araştırmalara konu olabilecek bir durum görülüyor. Sanırım sanat eserleri sadece ulaştığı kitleyi değil onu yaratan sanatçıyı da iyileştiriyor.

Royalty-Free-Images-Baby-Carriage-GraphicsFairy

The Changeling/Bortbytingen

The Changeling

”The Changeling” Selma Lageröf

Nobel Edebiyat Ödülünü hakeden ilk kadın yazar olarak tarihe geçen İsveçli Selma Lagerlöf’ün adını kimimiz daha çocukluğumuzda duyduk. Ülkemizde Nils Ve Uçan Kaz adıyla gösterilen nostaljik çizgi film, konusunu yazarın ünlü kitabı Nils Holgerssons Underbara Resa’dan aldığı için bizim hayatlarımıza da ilk kez böyle girmiş oldu. Çizgi film gerçekten harika. Kitap da oyle… Eğer Nils’le daha önce tanışmadıysanız bence çok şey kaçırıyorsunuz.

Gelelim yazarın bugün değineceğimiz kitabına, yani kendi dilindeki adıyla Bortbytingen‘e. İngilizce’ye The Changeling adıyla çevrilmiş olan resimli kitap ilk kez 1915 yılında yayımlanmış ve toplam kırk sayfadan oluşuyor. Changeling masallarına modern bir bakış getiren hikeyede hırsız bu kez bir peril değil, İskandinav folklöründe önemli yere sahip olan bir troll.

The Changeling gerçekten şaşırtıcı bir kitap. Halk masallarında alışkın olduğumuzdan daha yumuşak bir insancıllıkla devam eden hikaye yine de nasıl bir çocuk kitabı olarak basıldı bilmiyorum. Zaten metne ulaşmakta zorluk çekmem belki modern çocuk edebiyatında bu tip bir öykünün küçük yaştaki okurlar için çok tercih edilmemesinden kaynaklanıyor olabilir. Ben kendi adıma bu öyküden çok keyif aldım; ancak son dönemlerde mizahi yanı gelişmiş, şiddet öğeleri törpülenmiş ve bir bakıma olumsuz duygular uyandıracak yanları traşlanmış eserleri çocuklara daha uygun gördüğümüzün de farkındayım. Bu bakış açısına çok katılmasam da The Changeling gerçekten resimli bir çocuk kitabından beklediğiniz tatlı ve yumuşak konuya ve anlatıma sahip değil. Yine de bu kitabı büyülü ve ilginç olmaktan alıkoymuyor. Hatta tam tersine belirli bir hayat tecrübesine sahip okurları farklı bir şekilde etkileyecek duygusal bir derinlik sunuyor. O yüzden resimli çocuk kitabı değil çarpıcı kısa öykülere bir örnek olarak da düşünebilirsiniz The Changeling‘i.

Hikayeye göre zengin sayılabilecek, yardımcılarla ve hizmetkarla yaşayan çiftçi bir karı koca, uzun yıllar sonra güzel bir erkek bebeğe kavuşmuşlardır. Bebek varlıklı bir aileden tek varisi olduğundan, babası için ayrı bir önem teşkil etmektedir. Günlerden bir gün, bebeğiyle birlikte ormanda gezmekte olan bir trollün yolu bu çiftle kesişir. Normalde insanlardan saklanmayı seçecek olan bu troll kadının içinde insan bebeğe karşı bir merak uyanır. Acaba o da kendi tüylerle kaplı, sivri dişli troll bebeği kadar güzel midir? Bir kaza sonucu bebek annesinin kollarından kayar ve troll kadın insan bebeğe yakından bakma fırsatı bulur. Onun pespembe tenini ve yüzünü şaşırtıcı ve çok güzel bulur. Bebeğin ailesi çocuklarını almaya geldiklerinde troll anne insan bebeği merakını giderecek kadar inceleyemediği için oradan ayrılırken onu da yanında götürür. Çiftçi aileye kalansa minik troll bebektir.

Acılı anneden başka herkes istenmeyen bebeğe eziyet etme taraftarıdır. Böylece bu kötü muameleye izin vermeyecek olan gerçek annesi, çocuğunu kurtarmak için insan bebeği geri getirecektir; ama hikaye onların istediği gibi gelişmez. Troll bebeğe bakmaya başlayan kadın ona bir türlü kıyamaz. Aklı karışmıştır. Ona göz kulak olurken vicdanlı olsa da bir yandan ondan kurtulmak ve kendi çocuğuna kavuşmak istediği için ikilemdedir. Bu yabani çocuğun hizmetini görmek kendisine ağır gelse de, onu bakımsızlığa ve açlığa terketmeye gönlü bir türlü razı olmaz. Hatta işi sadece sıçan ya da yılan gibi trollere yakışan yiyeceklerle beslenmesi gereken bebeği gerçekten onlarla beslemeye kadar vardırır. Bu sebeple aklını yitirdiğini düşünen kocasıyla da arası açılmaya başlar. Yıllar böylece geçer. Ta ki evlerinde yaşanan bir felakete kadar…

Öykünün İsveççe orjinalini okuyabileceğiniz bir linki – buraya - ekledim. Ne yazık ki düzgün diyebileceğim İngilizce bir kaynak henüz bulamadım. Eğer denk gelirsem onu da mutlaka sayfaya eklerim.

Royalty-Free-Images-Baby-Carriage-GraphicsFairyBu iki resimli kitaba değindikten sonra nihayet sıra masalımıza geldi. Onu İngilizce’den Türkçe’ye Büşra Bozdemir çevirdi. Umarım okumaktan keyif alırsınız.

Mother and the Child Masal PenceresiThe Brewery of Eggshells

Bayan Sullivan en küçük çocuğunun “peri hırsızlığıyla” değiş tokuş edildiğini düşündü. Görünen o ki, kendi mavi gözlü, sağlıklı çocuğu bir gecede neredeyse bir hiçe dönmüştü. Ağlayıp sızlanmadan edemiyordu. Doğal olarak bu, zavallı Bayan Sullivan’ı çok mutsuz etti. Bütün komşuları onu rahatlatmaya çalışıyor, çocuğun süphesiz, iyi insanlarla birlikte olduğunu ve onların, yerine kendilerinden birini koyduklarını söylüyorlardı.

Bayan Sullivan kendisine söylenenlere inanmazlık edemiyordu tabii; ama solmuş yüzüne ve bir iskelete dönmüş olan vücuduna rağmen, o “şey”i incitmek istemiyordu, çünkü her şeye rağmen kendi oğluna çok benziyordu. Bu yüzden onu canlı canlı ızgarada kızartmaya veya kızgın, sıcak bir maşayla burnunu kıstırıp yakmaya ya da onu yol kenarında karların içinde bir yere atmaya, ve bunlar gibi çocuğunu geri kazanmak için yapması tavsiye edilen pek çok işlemi uygulamaya gönlü yoktu.

Bir gün, Bayan Sullivan Ellen Leah (ya da Gri Ellen) diye adıyla ünü ülkeye yayılmış olan kurnaz bir kadınla karşılaştı. Bu kadının, ölülerin nerede olduklarını bilme ve ruhlarından geriye kalanlar için neyin iyi olduğunu söyleyebilme, siğilleri ve urları geçirebilme ve buna benzer bir dizi harika şey yapabilmek için, nereden geldiği belirsiz bir yeteneği vardı.

Ellen Leah’ın ona söylediği ilk şey, “Bu sabah kederli görünüyorsunuz, Bayan Sullivan” oldu.

“Öyle denilebilir, Ellen” dedi Bayan Sullivan ve ekledi “Üzgün olmak için çok iyi bir sebebim var. Benim güzel çocuğum en ufak bir izin istenmeden veya ‘Afedersiniz’ bile denmeden benden koparılarak beşiğinden alınıyor, yerine buruş buruş olmuş çirkin bir peri parçası konuluyor. Kederli göründüğüme şaşmamalı, Ellen.”

“Sizin suçunuz değil, Bayan Sullivan” dedi Ellen Leah, “Yalnız, onun bir peri olduğuna emin misiniz?”

“Elbette eminim!” dedi Bayan Sullivan, “Çektiğim acı kadar eminim. Kendi gözlerimden süphe edebilir miyim? Tüm annelerin ruhu benim halimden anlar!”

“Yaşlı bir kadından tavsiye kabul eder misiniz?” dedi Ellen Leah. Yabani ve gizemli bakışlarini mutsuz anneye dikti ve kısa bir duraksamadan sonra “Bunu aptalca bulacak olsanız bile?” diye ekledi.

“Bana çocuğumu, yani kendi çocuğumu geri getirebilir misinız Ellen?” dedi Bayan Sullivan büyük bir heyecanla.

“Eğer söylediklerimi yaparsanız,” diye cevapladı Ellen Leah, “Anlayacaksınız.” Bayan Sullivan beklenti içinde sustu ve Ellen devam etti, “Büyük bir demliği ağzına kadar suyla doldurun, ateşe koyun ve fokur fokur kaynatın; sonra yeni yumurtlanmış taze bir düzine yumurtayı kırın, kabuklarını ayırın ve gerisini atın. Kabukları kaynayan suyun içine koyun ve böylece kısa zamanda onun kendi oğlunuz mu yoksa bir peri mi olduğunu anlayacaksınız. Eğer beşiktekinin peri olduğunu öğrenirsirseniz, elinize kızgın bir maşa alın ve onun o çirkin boğazına kadar sokun;  bundan sonra size bir daha sorun çıkarmayacak. Size sözveriyorum.”

Bayan Sullivan evine gitti ve Ellen Leah’nın söylediklerini yerine getirdi. Demliği altını yeterince tezekle destekleyerek ateşe koydu ve suyu öyle bir kaynattı ki, eğer kızarabilseydi, su kesinlikle kıpkırmızı olurdu.

Çocuk beşikte hayret uyandıracak bir sükunet ve uysallık içinde yatıyordu. Buz gibi bir gecede yanıp sönen yıldızlar kadar keskin gözlerini arada bir harlı ateşte ve üstündeki demlikte gezdiriyor ve büyük bir dikkatle, yumurtaları kıran ve kabukları kaynamaları için suya bırakan Bayan Sullivan’a bakıyordu. Sonunda yaşlı bir adamın sesiyle sordu, “Ne yapıyorsun anneciğim?”

Onun konuştuğunu duyduğunda, Bayan Sullivan ağzına gelen yüreğinin kendisini boğacağını zannetti. Ama bir yolunu bulup maşayı ateşe koydu ve tereddüt etmeden şöyle dedi:  “Hutam demliyorum.” (Oğlum)

“Yani ne demliyorsun, anneciğim?” dedi küçük şeytan. Mucizevi konuşmabilme yeteneği onun bebeğinin yerine konulan bir peri olduğunu açıkça ortadaya koyuyordu.

“Keşke maşa kızmış olsaydı.” diye düşündü Bayan Sullivan; ama çok büyüktü ve ısınması zaman alıyordu. Bu yüzden maşa boğazını yakacak dereceye gelene dek onu konuşarak oyalamaya karar verdi ve sorusunu yineledi.

“ Demlediğim şey olan hutamın ne olduguğunu mu öğrenmek istiyordun?”

“Evet, anneciğim, ne demliyorsun?” diye yanıtladı peri.

“Yumurta kabuğu, hutam yani.” dedi Bayan Sullivan.

“Ah!” diye bağırdı küçük şeytan beşiğin içinden, ellerini çırparak, “Dünyada bin beş yüz yıl yaşadım; ama hiç yumurta kabuğu demlendiğini görmedim!”  Tam bu sırada maşa kızmıştı ve Bayan Sullivan onu kaptığı gibi hızlıca beşiğe koştu; fakat nasılsa ayağı kaydı ve yere kapaklanmasıyla maşa da evin öbür yanına uçtu. Neyse ki, çok geçmeden ayağa kalktı ve tam o uğursuz şeyi, beşikten alıp kaynayan suyun içine atacaktı ki orada tatlı bir uykuda olan kendi oğlunu gördü. Çocuğun, yuvarlak ve yumuşak kollarından biri yastığının üstündeydi, yüzü sanki hiç dokunulmamışçasına huzurluydu ve gül pembesi dudakları nefes alıp verirken nazikçe hareket ediyordu.

Bayan Sullivan’in kalbi neşeyle dolup taştı ve mutluluk gözyaşları dökerek ağladı.

Thomas Crofton Croker

Royalty-Free-Images-Baby-Carriage-GraphicsFairy

Gördüğünüz gibi bu blog yazısı da oldukça uzun oldu. Değinmek istediklerimin planladığımdan daha fazla olduğunu farkettiğim için sizleri sıkmamak adına konunun tamamını üç parçada ele almaya karar verdim. Sizlere söz etmemiş olduğuma sonradan epeyce pişman olduğum, bence Changelingleri işleyen eserlere çok özgün bir örnek olabilecek bir korku filmi ve bu filmin esin kaynağı olan gotik kitapla ilgili birkaç satır yazmak ve yine güzeller güzeli bir şiiri zevkinize sunmak da bir dahaki yazıya kalsın istedim. O zamana dek iyilik ve güzellikle kalın.

Sevgiler,

Eylem Rosseland

heart

Kaynaklar:

http://www.sacred-texts.com/neu/yeats/fip/fip16.htm

http://runeberg.org/troll1/bortbyt.html

 

 

 

 

Changelings: Periler, Kayıp Çocuklar Ve Bir Hırsızlık Masalı (1. Bölüm)

Bir Hırsızlık Masalı

Varlığı insanınkine paralel şekilde uzanan masallar, yüzyıllardır köylülerin dillerinden dokumacı kadınların ipliklerine, soyluların salonlarından masal toplayıcılarının kalemlerine, çocuk kitaplarının raflarından yepyeni sanat dallarına yolculuk ediyor. Her yeni anlatımda yeniden doğan, yeniden serpilip büyüyen ve yeniden şekillenen masallar, bugün hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelmiş durumda.Vintage-Floral-WreathDarkFairyHer ne kadar Disney’in, şiddetten ve karanlık yüzünden arındırılıp şeker pembesine boyanmış masal filmleri nedeniyle bu tür, birçok insan için romantik ve gerçek dışı bir mutluluğun sembolu haline gelmiş olsa da, ona biraz daha yakından baktığımızda, gülümseyen süslerinin ve ışıldayan güzelliğinin ardında insanın tüm gerçekliğini ve hayatın bütün acılarını katmanlar halinde sakladığını görürüz. Tüm kayıpları ve yoksunlukları, uğradığı haksızlıklar, tanık olduğu tacizler, geçirdiği travmalar arasında olgunlaşırken kendisini çiçek ve baharat kokularıyla, parlak mücevherlerle, sevgiyle, aşkla, umutla, renk renk giysilerle süsleyen insanoglu gibi. Güzellik ve çirkinliğin birbirine sarıldığı, iyilikle kötülüğün bazen karışarak, bazense akıntıyla birbirinden ayrılarak yolunu bulduğu, hayattan türediğinden olacak, hep değişen ve yaşına inat hiç eskimeyen masallarımız… İki umutlu ya da umutsuz noktanın arasında, güzeli öpmek, yumuşak kediye sarılmak, mis kokan kahveyi yudumlamak, kremalı kekten bir lokma almak, içli bir şiiri okumak kadar ihtiyaç. Hayatın ta kendisi…Vintage-Floral-WreathAlchetronHepimizin bildiği gibi bu tür, içinde çok çeşitli alt türleri ve biçimleri barındırıyor. Yazımın devamında sizlere masal kelimesiyle özdeşleştirmeyi en çok sevdiğimiz peri hikayelerinden ve perilerden söz etmek istiyorum. Peri deyince aklımıza daha çok insanlara iyilik yapma amacıyla var olan sihirli kadınlar gelse de perilerin icinde var oldukları kültürleri yansıtan çok çeşitli fonksiyonları var. O sepeble de İrlanda, Britanya ve muhtemelen daha birçok coğrafyada hikayeleri anlatılan periler, karşımıza aslında alışkın olduğumuzdan çok daha değişik karakterlerde çıkabiliyor. İrlanda ve Britanya masallarında çokça rastladığımız, kendilerine saygı duymayan ya da yanlış davranan insanları cezalandırmaktan, yeri geldiğinde onlara acı verici dersler vermekten çekinmeyen bu tekinsiz yaratıkların var olma amacı insanların dileklerini yerine getirmek için yaşayan, kabarık etekli ve tül kanatlı meleksi kadınlarınkinden biraz daha farklı.
İki bölümden oluşan bu yazı tam da böyle, Disney filmlerinde karşılaştıklarımızdan daha karanlık ve ürkütücü bir profil çizen perileri konu alıyor; yani hırsız perileri ve Changeling hikayelerini. Sinemacılar eserlerinde, kötüler tarafından çalınan daha doğrusu değiş tokuş edilen çocukları ya da kaybedilenin yerine sunulan alternatifleri işlemeyi seviyor. Sinemada hem daha gerçekçi hem aynı derecede büyülü şekilde yorumlanmış çeşitli örnekler bulmak mümkün. Elbette Changeling masallarının temeli de onu yaratan insanların geçmisteki inançlarına ve hikayelerine dayandığı için yaratıcı çalışmalarda bu konuya rastlamak şaşırtıcı değil.Vintage-Floral-WreathThe Captive RobinChangeling, yani değiş tokuş hikayesine göre periler, insanlardan cok da uzak olmayan kendilerine ait bir alanda yaşarlar ve onlarla aralarındaki ilişkiyi son derece mesafeli tutarlar. Çoğunlukla insanlara kendilerini göstermekten hoşlanmayan bu gizemli varlıklar, yeri geldiğinde hırsızlık ve haksızlık yapmaktan kaçınmazlar. Farkli coğrafyalarda cin, nisse, peri gibi farklı adlarla varolan bu tuhaf yaratıklar bazen insanların bebeklerine göz koyarlar ve bir bebek kaçırdıkları zaman yerine kendilerinden birini bırakmayı ihmal etmezler. İşte Changeling bu masal tipinde çalınan bebeğin yerine anneye verilen hasta, çirkin ya da istenmeyen peri bebeğe deniyor. Bazı hikayelerde insan bebekle değiştirilen varlık, cansız bir nesne ya da periler toplumunda artık istenmediği için insanların arasına gönderilen bir karakter de olabiliyor. Masalda anne yaşadığı kabusu herkese ifade edemese de elbette bebeğinin değiştirildiğini ve beşikte yatanın kendisine ait olmadığını anlıyor ve bu varlığın kendi çocuğu olmadığını biliyor. Masalın gidişatına göre bir takım görevler yerine getirerek bebeğine yeniden kavuşuyor ya da onu sonsuza kadar kaybediyor. Kimi araştırmacılara göre Changeling masalları doğumu takip eden süreçte depresyona giren, dünyaya getirdiği bebekle umduğu anne çocuk bağını kuramayan ve belki çocuğunu reddeden, ona zarar veren annelerin hikayelerine dayanıyor. Bilimin bugünkü kadar yolumuzu aydınlatamadığı dönemlerde, ansızın gerçekleşen bebek kayıplarını ve hastalıklarını hurafelerle ve peri hikayeleriyle açıklayan ya da kayıplarını tıpkı şarkılarla, türkülerle olduğu gibi masalların metaforik anlatımlarıyla da dile dökme gereksinimi duyan insanları anlamak zor değil. Sihirle ve gerçek üstü motiflerle bezeli masalların ardındaki gerçekleri ararken insan psikolojisini hedef alan bir perspektif tercih eden veya sinema ve halk masalları arasındaki bağlantı hakkında araştırma yapmak isteyen öğrenciler için değiş tokuş konusu güzel ve ilginç bir çalışma alanı yaratabilir diye düşünüyorum.

Changeling kelimesinin folklorik anlamı hakkında çok düşünmesek bile, muhtemelen çoğumuz iki ünlü sinema filmi nedeniyle bu kelimeye daha önceden aşinayız. Yazımın devamında sizlere bu ikisi de dahil olmak üzere bu tip masallardan esinlenilerek çekilmiş birkaç filmden söz etmek istiyorum. Bunlardan en çok bilineni Clint Eastwood tarafından 2008 yılında çekilmiş olan ve başrolünde Angelina Jolie’yi gördüğümüz Sahtekar. Vintage-Floral-Wreath

Changeling / Sahtekar
Sahtekar-ChangelingFilm, 1920’li yıllarda dokuz yaşındaki kayıp oğlunu arayan yalnız bir annenin hikayesini anlatıyor. Hikayeye göre polis çocuğunu arayan kadına yardım edemeyip zor durumda kalınca, olayın üstünü örtmek amacıyla ona kendisine ait olmayan bir çocuk verir. Jolie’nin canlandırdığı Christine Collins karakteri ne kadar itiraz etse de bu çocuğun kendisine ait olmadığını uzun süre ispatlayamaz. Böylece kendi oğluna ulaşmak için sahip olduğu şans azalır. Film gerçek bir hikayeden esinlenilerek çekilmiş ve insanın damağında buruk bir tat, kalbinde karanlık bir nokta bırakarak bitiyor. Üzüntü, haksızlığa tahammülsüzlük, ölümün uyandırdığı karanlık yas ve umutsuzluk hissi içinizden sızıp gününüzü ve gecenizi sarıyor. İzlediklerim arasında Angelina Jolie’nin oyunculuğunu inandırıcı bulduğum tek film bu sanırım. Türkçe’ye sahtekar adıyla çevrilmesi bence çok şaşırtıcı.
Buraya tıklayarak film hakkında film hakkında daha çok bilgi edinebilirsiniz.
Vintage-Floral-Wreath

The Changeling / Dehşet
TheChangeling-DehşetChangeling adını taşıyan ikinci filmse aslında daha eski, 1980 yılından Peter Medak’a ait bir korku filmi. Kızını ve karısını bir trafik kazasında kaybeden ünlü bir kompozitor, müzik çalışmalarına devam etmek için, arkadaşlarının önerisiyle çok büyük, tarihi bir köşke taşınır; ancak bu güzel ve görkemli ev, içinde korkunç bir sır saklamaktadır. Ben bu filmi, tipik perili ev hikayelerinden daha farklı bir derinliğe sahip, duygusal bir gerilim filmi olarak algıladım. Devamını anlatarak henüz izlememiş okurlarımın hevesini kaçırmak istemiyorum. Hayalet ve perili ev hikayelerini seviyorsanız, ani seslerle oturduğunuz yerde zıplamak yerine atmosferik, içinize işleyen filmlerden hoşlanıyorsanız, bu tür yapıtların en güzellerinden biri olan The Changeling‘i mutlaka izlemenizi öneririm. Tıpkı masallarda olduğu gibi, bu filmde de korkunç bir trajediyi, şahane bir anlatımla ve dekorla süslenmiş buluyoruz. Film hakkında biraz daha bilgi almak için buraya tıklayabilirsiniz.Vintage-Floral-Wreath

The Daisy Chain / Daisy’nin Dehşeti
The Daisy Chain-Daisy'nin DehşetiThe Daisy Chain ile birlikte Changeling hikayelerinin anavatanı diyebileceğimiz İrlanda’ya gidiyoruz. Muhteşem bir doğanın ev sahipliği yaptığı bu enteresan filmin konusu diğerlerinden biraz daha farklı ve bence orjinal değiş tokuş masallarına biraz daha çok benziyor.
Hikayemizin odak noktasında, bebeklerini kaybettikten sonra yaşadıkları şehir Londra’yı terkedip İrlanda kıyılarına yerleşen Martha ve Tomas Conroy var. Genç çift İrlanda’daki yeni düzenlerine adapte olmaya çalışır ve ikinci bebeklerinin doğumuna hazırlanırken yaşamlarına önce erkek kardeşini sonra ebeveynlerini kaybeden Daisy adında küçük bir kız çocuğu giriyor. Ailesini ve evini kaybetmiş bu özel çocuğa sahip çıkmaya karar veren çifti hoşlarına gitmeyecek sürprizler bekliyor.

Filmin imdb linki burada.

Vintage-Floral-WreathLabyrinth/Labirent

LabyrinthLabirent sizlere söz ettiklerim içinde çocukların izleyebilecegi tek film. Elbette bu film de çok küçük çocuklara uygun sayılmaz; ancak en azından korku filmi kategorisinde değil. Labirent resmen, Muppet Show ve Susam Sokağı’nın yaratıcısı Jim Henson masalsı bir sinema filmi çekseydi nasıl olurdu diye merak edenler için cevap niteliğinde bir eser olmuş. Başrolleri paylaşan David Bowie ve Jennifer Connelly, 1986 yılına ait bu tatlı müzikali çekerlerken, çok eğlenmişlerdir eminim. Muppet Show’unkileri andıran komik diyalogları takip ederken araya giren şahane müziklerle izleyici adeta kendisini seksenli yılların kucağında, David Bowie’nin ninnileriyle sallanırken buluyor. Maurice Sendak’in Outside Over There adlı kitabindan esinlenilerek çekilmiş bu yapımda Bowie’yi kırpık saçları, parlak pelerini ve taytıyla goblinlerin kralı Jareth rolünde görüyoruz. Hikayeye göre, goblinler, henüz minicik bir bebek olan kardeşi Toby’e bakmaktan hiç keyif almayan ve isyankar bir tavır içinde ondan kurtulmak isteyen on beş yaşındaki Sarah’ın dileğini duyarlar ve minik bebeği yatağından alıp götürürler. Kardeşinin gerçekten goblinler tarafından kaçırıldığını farkeden Sarah, yaptığına çok pişman olur ve Toby’i geri getirmek için yola düşer.

Ben Labirent‘i, Maurice Sendak hakkında araştırma yaparken buldum ve bir Cumartesi akşamımı ona ayırdım. On iki yaşına geri dönmek için insanın bir zaman makinesi sahibi olmasına gerek yokmuş. Eski bir filmin, portakallı gazoz ve bir kase çerezin de zamanı geriye götürme yetisine sahip olduğunu Labirent sayesinde öğrenmiş oldum.

Filmin, Sendak’ın bir kitabından esinlenilerek çekildiğine değinmiştim. Aslında goblin kuklaların hemen hepsi yine yazarın Vahşi Şeyler Ülkesinde adlı kitabında yer alan canavarlardan esinlenilerek yaratılmışa benziyor. Zaten yapımın ilk sahnelerinde, Sarah’ın odasında kitabın bir kopyasını görmek de mümkün.

Yazının ikinci bölümünde sizlere Outside Over There ve Changeling konusunu işleyen diğer birkaç edebiyat eserinden bahsetmek istiyorum. Uzun bir aradan sonra böyle bir yazı hazırlamak benim için bir zevkti. Umarım sizler de biraz olsun keyif alarak okumuşsunuzdur.

Sevgilerimle,

 

Eylem Rosseland

 

Vintage-Floral-Wreath