Haftanın Kitapları

Bu Haftanin Kitaplari

 

Oslo Norveç

Oslo’da Karlı Bir Bahar Günü

Satın aldığım, ödünç aldığım, okumak istediğim ve okumak zorunda olduğum kitaplar üst üste eklenerek kocaman bir dağ oluşturmaya başladı. Sabah bu karlı manzaraya uyanınca, günü okuyarak geçirmenin yapılacak en mantıklı iş olacağına karar verdim. Okulda, incelemek üzere önerilen kitapları değerlendirirken, daha önceden duymadıklarımı, normal şartlarda öncelik vermeyeceklerimi ya da yeni bir yaklaşımla yeniden okumam gerektiğini düşündüklerimi tercih ediyorum. Bu sayede hem normalde seçmeyebileceğim eserleri okuma şansım oluyor hem de ufkumun genişlediğini hissediyorum. Günümüzde çocuk edebiyatında esen karanlık ve bu yüzden biraz temkinli yaklaştığım fantezi rüzgarını daha yakından tanıma fırsatı bulduğum gibi, klasik kabul edilen çocuk kitaplarına, akademisyenlerin yorumları ışığında yeniden bakmayı öğreniyorum. O yüzden bu, okul hayatımın belki de en kıymetli yılı.

Geçen hafta değinip tanıtamadığım bir kaç tane kitap vardı. Bu kitapların bazılarını kütüphaneden ödünç almıştım. Eğer şimdi yazmazsam, daha sonra fırsatım olmayabileceği için ilk sırayı onlara veriyorum.

hydrangea-graphicsfairy008sm

Amazing GraceAmazing Grace: Mary Hoffman’a ait bu kitap Grace serisinin ilki. Kitabın resimleri Caroline Binch’e ait ve ilk baskısı 1991 yılında yapılmış. Grace o kadar çok sevilmiş ki, yazar bu başarının ardından aynı kahramanla ile ilgi bir dizi kitap daha yazmış. Eser, bir zamanlar kölelikle savaşın ve özgürlüğün sembolü olmuş Amazing Grace adlı ilahi ile aynı adı taşıyor. Kitapta dinsel bir öğeye ya da bu şekilde yorumlayacağım bir ifadeye rastlamadım; ancak siyahi bir çocuğun ayrımcılığa karşı duruşunu anlattığı için adının kölelik sistemi ile mücadelede anılan başka bir yapıtla aynı olmasının tesadüf olmadığını düşünüyorum. Amazing Grace, kısacık metni olan ve detaylı, güzel resimleriyle sizi küçük bir çocuğun hikayesine davet eden, otuz iki sayfalık, sıcacık bir kitap.

Kahramanımız Grace, hikayeleri çok seven ve kendisini hikaye kahramanlarının yerine koyarak oyunlar oynayan küçük bir kızdır. Annesi, anneannesi ve kedisi Paw-paw da zaman zaman oyunlarında Grace’e eşlik ederler. Bir Cuma günü öğretmeni okulda bir piyes hazırlayacaklarını haber verir. Oynayacakları oyun Peter Pan’dir ve seçmeler Pazartesi günü yapılacaktır. Grace, Peter Pan olmak için can atar; ama arkadaşlarının bir tanesi Peter Pan’ın erkek olduğunu, o yüzden bu rolü Grace’nin oynamaması gerektiğini söyler. Bir diğer arkadaşı da Peter Pan’ın beyaz olduğunu, siyah tenli birinin onu canlandıramayacağını ifade eder. Grace o gün okuldan eve çok üzgün döner. Annesi ve anneannesi okul arkadaşlarıyla aynı fikirde değildir ve Grace’i yüreklendirerek biz okurlara mutlu bir son hediye ederler.

Amazing Grace1Amazing Grace, cinsiyet ve ırk ayrımcılığını çocukların anlayacağı sade bir dille işleyen ve sonunda okuruna güzel bir mesaj veren, onlarca dile çevrilmiş, bir kitap. Bence hem güzel bir okuma saati geçirmek isteyen dört yaş üstü okurlar, hem de okulda ilgili konuları işlerken kaynak arayan öğretmenler için uygun bir alternatif olabilir.hydrangea-graphicsfairy008sm

Princess and the Frog - Prenses Ve Kurbağa Will Eisner

Princess and the Frog http://www.willeisner.com/library/princess-and-the-frog.html

The Princess and the Frog, yani ‘Prenses Ve Kurbağa’ hepimizin bildiği gibi ilk kez Grimm Kardeşlerin kaleme aldığı, sayısız kitaba ve filme konu olmuş masallardan bir tanesi. İşte bu ünlü masal, çizgi ve grafik roman alanında efsane kabul edilen Will Eisner tarafından yeniden yorumlanmis ve 1999 yılında basılmış. Çizer hikayeyi yeniden anlatırken orjinaline sadık kalmış. Suluboya kullanılarak yaratılmış resimler, dikkatle incelediğiniz zaman uzun ve zahmetli bir çalışmanın ürünü olduklarını gösteriyor. Hikaye aslında üçüncü şahıs tarafından anlatılsa da, genellikle bu türe özgü konuşma balonlorıyla devam ediyor. Renkler oldukça belirgin ve sayfaların kimisi kocaman illüstrasyonlarla doluyken kimisi birçok küçük resimden oluşuyor.

The Princess and the Frog, Eisner’in masal uyarlamalarından sadece bir tanesi. Çizerin benzer başka klasik masal çalışmaları da mevcut. Otuz sayfalık bu kitap, Amazon tarafından dört yaş üstü okurlara öneriliyor. Ben kitabı hem çizgi roman seven hem de böyle bir alışkanlığı olmayan çocuklara tavsiye ediyorum. Farklı tarzda kitaplar okuyabilmek, farklı anlatım öğeleri ve teknikleri içeren metinleri okuyup anlayabilmek ve yorumlayabilmek bir beceridir. Hele de böyle alanının en önemli isimlerinden biri tarafından yaratılmışsa, mutlaka değerlendirilmeli diye düşünüyorum.

Bir çocuk kitabı olarak geçse de, The Princess and the Frog , sadece çocuklara hitap etmiyor. Kitap, Will Eisner’in hayranı olan ve onun bütün eserlerini toplayan yetişkin koleksiyoncular arasına da son derece popüler.

hydrangea-graphicsfairy008sm

Best Loved Poems En sevilen şiirler

Best Loved Poems by Neil Philip & Isabelle Brent

Best Loved Poems: Adından da anlaşılacağı gibi En Sevilen Şiirler, yüzün üzerinde şairin en çok sevilen eserlerini içeren iki yüz yirmi dört sayfalık bir kitap ve ilk kez 2000 yılında, İngiltere’de okurlarıyla buluşmuş. İki yüzün üzerinde şiire yer veren kitabın editörü Neil Philip. Ben bu kitabı geçen yıl satın aldım; ama içinde geçen bazı şiirlerle daha önce lisans eğitimi sırasında tanışmıştım. Bendeki baskısı, aylarca kitaplıkta durduktan sonra ortaya çıktı. Şimdilerde, şiirleri arka arkaya okumaya çalışmak yerine her gece uyumadan önce bir ya da iki tanesini okuyorum. Bu sayede hem bir süre sonra bütün şiirleri okumuş olacağımı hem de okuduklarımı daha iyi sindirebileceğimi düşündüm. Her şiire bir ya da iki sayfa ayrılan bu kitapta Emily Dickinson’dan, T. S. Eliot’a kadar birçok ünlü ismin eseri var. Şiirler ünlü İngiliz ressam ve illüstratör Isabelle Brent tarafından resimlenmiş. Isabelle Brent alanında çok ünlü bir isim ve resimleri gerçekten eşsiz. Eserlerinde altın ve gümüş varak kullanan sanatçının süslemeleri oya gibi ayrıntılı. Bende resimlediği kitaplardan dört tanesi mevcut ve eğer alışveriş ederken yeni bir tanesiyle karşılaşırsam mutlaka alıyorum, çünkü Brent’in resimlerine bakmak büyük bir zevk.

Best Loved Poems (En Sevilen Siirler-Arka Kapak)Kitabın kapağında Edward Lear’ın The Owl and the Pussy-cat şiiri için yapılmış resim var. Kitaptaki şiirler konularına göre sınıfandırılmış ve kimisi çocuklara, kimisi gençlere ve elbette hepsi yetişkinlere hitap ediyor. Bazı şiirler, derste ve etkinliklerde kullanılmak üzere İngilizce öğretmenleri için güzel bir kaynak olabilir. En azından aşağıda sizlerle paylaşacağım The Owl and the Pussy-cat’i, biz, geçen yıl derste işlemiştik. Ben çok sevmiştim bu şiiri. Umarım siz de seversiniz.

The Owl and the Pussy-cat

The Owl and the Pussy-cat went to sea
In a beautiful pea green boat,
They took some honey, and plenty of money,
Wrapped up in a five pound note.
The Owl looked up to the stars above,
And sang to a small guitar,
‘O lovely Pussy! O Pussy my love,
What a beautiful Pussy you are,
You are,
You are!
What a beautiful Pussy you are!’

Pussy said to the Owl, ‘You elegant fowl!
How charmingly sweet you sing!
O let us be married! too long we have tarried:
But what shall we do for a ring?’
They sailed away, for a year and a day,
To the land where the Bong-tree grows
And there in a wood a Piggy-wig stood
With a ring at the end of his nose,
His nose,
His nose,
With a ring at the end of his nose.

‘Dear pig, are you willing to sell for one shilling
Your ring?’ Said the Piggy, ‘I will.’
So they took it away, and were married next day
By the Turkey who lives on the hill.
They dined on mince, and slices of quince,
Which they ate with a runcible spoon;
And hand in hand, on the edge of the sand,
They danced by the light of the moon,
The moon,
The moon,
They danced by the light of the moon.

hydrangea-graphicsfairy008sm

Rim og Regleboka. En Fløyte Full av Toner

Rim og Regleboka. En Fløyte Full av Toner

Bu iki güzel kitabı bir hafta önce aldım. Sağdaki daha önce Yeni Eski Kitaplar adlı yazımda sözü geçen Norveçli illüstratör Sigrun Sæbø Kapsberger tarafından resimlenmiş güzel bir tekerleme ve şiir kitabı. Bu kitaba, The Best Loved Poems‘i okuduktan sonra başlamak istiyorum. Soldaki ise çok güzel resimli bir masal kitabı. Bu kitaptan daha sonra ayrıntılı şekilde söz etmek istiyorum; çünkü çok sevdim.

Bugün, bizim için iki hafta sürecek paskalya tatili başladı. Bundan sonraki yazımı hazırlamak için bir hafta beklemem gerekmeyeceği için çok mutluyum. Çok yakında burada tekrar buluşmak üzere hepinize harika bir hafta sonu diliyorum.

Sevgiler heart

Untitled

Şiiri yazarken kullandığım kaynak: http://en.wikisource.org/wiki/Nonsense_Songs,_Stories,_Botany,_and_Alphabets/The_Owl_and_the_Pussycat

-Yeni Eski Kitaplar- (1. Bölüm)

Dolaptaki Kedi

Dolaptaki Kedi

Dün benim için mutlu bir gündü; çünkü akşamüstü gezmesinden bir kucak resimli kitapla döndüm. Bu kitaplara eski demek yerinde mi bilemiyorum çünkü hem benim için yeniler hem de hepsi daha önce seçilmiş ve okunmuş olmalarına rağmen yepyeni kitaplardan ayıramayacağım kadar iyi durumdalar. Sahaflardan ya da eski kitap satan dükkanlardan alışveriş etmeyi sevmemin birçok nedeni var. Bunlardan en önemlisi, bu kitapçılardaki koleksiyonların farkı. Eğer sahafa aklınızdaki özel bir kitabı aramaya gitmiyorsanız, bakıp beğenerek alışveriş yapmayı istiyorsanız, o ziyaret sırasında orada gördüğünüz kitapları muhtemelen başka bir yerde veya hatta bir dahaki ziyaretinizde aynı yerde bile bir arada göremeyecek olmanız. Her uğradığımda farklı kitaplarla karşılaşacağımı bilmek, kitapların hemen hiçbirinin aynı baskısından iki tane göremeyecek olmak, artık yeni baskısı ya da dağıtımı yapılmadığı için başka yerlerde göremeyeceğim ve bu sebeple belki varlığını bile hiç bilemeyeceğim kitaplarla karşılaşma olasılığını düşünmek, eski kitap satan mekanları benim için çok cazip hale getiriyor. Çok kitap satın alan insanlar için yeni bir kitap fiyatına iki, hatta belki üç eski kitap alabilmek de avantaj sayılabilecek başka bir nokta elbette. En sevdiğim eski kitapçılar sanırım Londra’daki yardım kuruluşlarına ait olanlar. Bu kitapçılara ne zaman gitsem hep harika kitaplar buluyorum. Londra’ya gittiğimde, eğer her gün bir iki eski kitapçıya girmemişsem ya da yeni gelen bir şeyler var mı diye bakmak için her gün aynı yerlere uğramamışsam içim rahat etmez; çünkü neler kaçırıyor olabileceğimi düşünüp hayıflanırım.

Yeni Eski Kitaplarım

Yeni Eski Kitaplarım

 

Dün aldığım kitapların hepsi Norveççe. Hepsi kocaman resimli ve az sayfalı kitaplar oldukları için çabucak okunuyorlar. O yüzden çoğunu eve gelir gelmez okuyup bitirdim. Bu yazıda biraz bu kitaplardan söz etmeyi planladığım için onları kitaplıktan çıkarıp resimlerini çekmek istedim. Tam dolabın kapaklarını açmıştım ki, kediciğimizin raflara tırmanmaya çalıştığını farkettim. En üst rafa çıkıp oturmasına yardım edince, kendisi çok memnun oldu. Ben bir yandan çayımı yudumlayıp bir yandan bu yazıyı hazırlarken, o da yukarıdan beni ve odamızı keyifle izliyor.

Dolaptaki Kedi (2)

Dolaptaki Kedi (2)

 

Godnattsangboka bir şarkı, daha doğrusu bir ninni kitabı. Ninnilerin ve çocuk şarkılarının, tıpkı masallar gibi bir toplumun kültüründe önemli bir rolu olduğunu düşünüyorum. Şimdilik akşamları bu şarkıları söyleyeceğim biri olmasa da, bu kadar güzel resimleri olan, ninnilerin çoğununun notalarının da yazılı olduğu böyle harika bir kitabı almadan duramadım. Resimler ödüllü sanatçı Sigrun S. Kapsbernger tarafından yapılmış ve hepsi rüya gibi. Troll bebekler ve anneleri, ormanda rengarenk çiçekler arasında uyuyan minikler, kırmızı çatılı Norveç evleri, aslında Danimarka kültürüne ait olan ve şemsiyesiyle çocukları rüya ülkesine uçuran Şemsiyeli Minik Ole bunlardan bazıları… Akşam ninnilerin sözlerine bakınca kitabı daha çok sevdim. Her biri o kadar tatlı, o kadar yumuşak ki, insana adeta birkaç kitap sayfa çevirerek küçük çocukların masum dünyasına bakma fırsatı veriyor. Keşke bu güzel kitabın her sayfasını burada sizinle paylaşabilseydim; ama eserin telif haklarına sahip olmadığım için ne yazık ki böyle bir şansım yok.

GODNATTSANGBOKA by Sigrun Sæbø Kapsberger

GODNATTSANGBOKA by Sigrun Sæbø Kapsberger

 

Kong Kresen, yanı Kral Müşkülpesent, çok zor beğenen ve ülkesinin bütün kaynaklarını her şeyin en iyisine sahip olmak için kullanan bir kralın hikayesi. Her ülkenin uzak ya da yakın tarihinde kendisini ülkesinin insanlarından üstün zanneden ve bir türlü doymak bilmeyen, hizmet etmekle yükümlü olmasına rağmen halkından çalan yöneticiler varolmuştur. Bu masaldakı kralın en önemsediği şeyse yemekmiş. Yılın her günü yeni tariflerle hazırlanmış yepyeni bir yemek yediği için tam üç yüz altmış beş aşçısı ve küçük bir aşçı yamağı varmış. Kral, tadına bakabileceği bütün farklı yemek tarifleri tükenince, mecburen aynı tarifleri kullanmak zorunda kalan aşçılarını teker teker zindana atmaya başlamış. Bütün aşcılar zindana atılıp sıra küçük yamağa gelince olayları seyri değişmiş. Bundan sonrasını, kitabı okumak isteyenler olabileceğini düşünerek anlatmıyorum. Hikayeyi yazan ve resimleyen sanatçı Çek Cumhuriyetinden ‘Jindra Čapek’.

Kong Kresen by Jindra Čapek

Kong Kresen – Jindra Čapek

 

Den Stralende Perlen, yani ‘Işıldayan İnci’ eski Çin masallarından bir tanesi. Çok eskiden doğuda, çok uzakta bir okyanusta ejderha bir kral, siyah saçlı ve güzel kızı ile birlikte yaşarmış. Adı Prenses Mai Li olan kız, büyüyüp evlenme çağına gelince kimseyi beğenmemeye başlamış; çünkü zengin ve güçlü değil, dürüst ve cesur bir gençle evlenmek istiyormuş. Bir prenses için böyle bir damat adayıyla tanışmak ve ona güvenmek çok kolay olmayacağından, adaylardan kendisine, geceleri ışık saçan parlak inci bulup getirmelerini istemiş. Bu tatlı masalı yazıya döken kişi, Betty L. Torre. Resimler ise Carol Inouye’ye ait.

Den Strålende Perlen by Betty L. Torre and Carol Inouye

Den Strålende Perlen by Betty L. Torre and Carol Inouye

 

Kongsdotteren og Røverne, yani Türkçe ‘Kralın kızı Ve Korsanlar, Norveç yerlileri Laponlara (Samer) ait bir halk masalı. Masalı kitaplaştıran ve resimleyenler ise Arnljot Eggen ve Anne Cecilie Røgeberg. Kitap, daha önce resimli kitaplar ile ilgili yazdığım yazıda söz ettiğim metni kısa, resimleri büyük ve ayrıntılı kitaplara güzel bir örnek teşkil etiyor (yazıyı buraya tıklayarak okuyabilirsiniz), Kitaptaki her bir resim iki sayfaya yayılıyor. Bu ikişer sayfalık resme sadece üç ya da dört cümle eşlik ediyor. Resimlerin her biri tablo gibi capcanlı renklerle yapılmış ve kimisi gerçekten çok ayrıntılı.

Kongsdatteren og Røverne by Arnljot Eggen & Anne Cecilie Røgerberg

Kongsdatteren og Røverne by Arnljot Eggen & Anne Cecilie Røgerberg

 

Diğer kitapları tanıtmayı başka bir güne bıraksam daha yerinde olacak sanıyorum; çünkü tahmin ettiğimden çok daha uzun bir yazı oldu. Çayım bitti, kediciğim bile dolaptan çıkıp arka odalardan birine kaçtı. Ben de gün ışığını tamamen kaçırmadan evden çıkıp biraz temiz hava alsam iyi olacak.

Çok yakında, yazının ikinci bölümünde görüşmek üzere…

Sevgiler ❤

Grantreet

fairytalesstorie00ande_0231

https://archive.org/stream/fairytalesstorie00ande#page/196/mode/2up

 

Ute i skogen stod der sånt et nydelig grantre; det hadde en god plass, sol kunne det få, luft var der nok av, og rundt om vokste mange større kamerater, både gran og furu; men det lille grantre var så ilter med å vokse. Det tenkte ikke på den varme sol og den friske luft, det brød seg ikke om bondebarna som gikk og småsnakket når de var ute for å samle jordbær eller bringebær. Titt kom de med en hel krukke full eller hadde jordbær trukket på strå, så satte de seg ved det lille tre og sa: “Nei, hvor nydelig det lille treet er!” Det ville treet slett ikke høre.

Året etter var det en lang stilk større, og året etter igjen var det enda en mye lenger; for på et grantre kan man alltid, etter de mange ledd det har, se hvor mange år det har vokst.

“Oh, var jeg dog sånt et stort tre som de andre!” sukket det lille tre, “så kunne jeg bre mine grener så langt omkring og med toppen se ut i den vide verden! Fuglene ville da bygge rede imellom mine grener, og når det blåste kunne jeg nikke så fornemt, slik som de andre der!”

Det hadde slett ingen fornøyelse av solskinnet, av fuglene eller de røde skyer som morgen og aften seilte hen over det.

Var det nå vinter, og snøen rundt omkring lå gnistrende hvit, så kom titt en hare springende og satte like over det lille tre, – oh, det var så ergerlig! – Men to vintrer gikk, og ved den tredje var treet så stort at haren måtte gå utenom det. Oh, vokse, vokse, bli stor og gammel, det var dog det eneste deilige i denne verden, tenkte treet.

Om høsten kom alltid tømmerhuggerne og felte noen av de største trær. Det skjedde hvert år, og det unge grantre som nå var ganske godt voksent, skalv fordi de store, prektige trær falt med et knak og brak til jorden. Grenene ble hugd fra, de så ganske nakne, lange og smale ut; de var nesten ikke til å kjenne igjen, men så ble de lagt på vogner, og hester trakk dem avsted ut av skogen.

Hvor skulle de hen? Hva skjedde med dem?

Om våren da svalen og storken kom, spurte treet dem: “Vet dere ikke hvor de førtes hen? Har dere ikke møtt dem?”

Svalene visste ikke noe, men storken så tenksom ut, nikket med hodet og sa: “Jo, jeg tror det! Jeg møtte mange nye skip da jeg fløy fra Egypt; på skipene var prektige mastetrær, jeg tør si at det var dem, de luktet av gran; jeg kan hilse mange ganger, de kneiser, de kneiser!”

“Oh, var jeg dog også stor nok til å fly hen over havet! Hvorledes er det egentlig, dette hav, og hva ligner det?”

“Ja, det er så vidløftig å forklare!” sa storken, og så gikk den.

“Gled deg ved din ungdom!” sa solstrålene. “Gled deg ved din friske vekst, ved det unge liv som er i deg!”

Og vinden kysset treet, og duggen gråt tårer over det, men det forstod ikke grantreet.

Når det var ved juletid, da ble ganske unge trær felt, trær som ofte ikke engang var så store eller på alder med dette grantre som verken hadde rast eller ro, men alltid ville av sted. Disse unge trær, og de var just de aller smukkeste, beholdt alltid alle sine grener, de ble lagt på vogner og hester trakk dem av sted ut av skogen.

“Hvor hen skulle de?” spurte grantreet. “De er ikke større enn jeg, det var til og med et som var mye mindre; hvorfor beholder de alle sine grener? Hvor kjører de hen?”

“Det vet vi! Det vet vi!” kvitret gråspurvene. “Vi har nede i byen kikket inn ad rutene! Vi vet hvor de kjører hen! Oh, de kommer til den største glans og herlighet som kan tenkes! Vi har kikket inn av vinduene og sett at de blir plantet midt i den varme stue og pyntet med de deiligste ting, både forgylte epler, honningkaker, leketøy og mange hundre lys!”

“Og så – ?” spurte grantreet og bevet i alle grenene. “Og så? Hva skjer så?”

“Ja, mer har vi ikke sett! Det var makeløst!”

“Mon jeg er blitt til for å gå denne strålende vei?” jublet treet. “Det er enda bedre enn å gå over havet! Hvor jeg lider av lengsel! Var det dog jul! Nå er jeg høy og utstrakt som de andre som førtes avsted sist år! – Oh, var jeg alt på vognen! Var jeg dog i den varme stue med all den prakt og herlighet! Og da – ? Ja, da kommer noe enda bedre, enda skjønnere, hvorfor skulle de ellers pynte meg! Der må komme noe enda større, enda herligere -! Men hva? Oh, jeg lider! Jeg lengter! Jeg vet ikke selv hvorledes det er med meg!”

“Gled deg ved meg!” sa luften og sollyset; “gled deg ved din friske ungdom ute i det fri!”

Men det gledet seg slett ikke; det vokste og vokste, vinter og sommer stod det grønt; mørkegrønt stod det. Folk som så det, sa: “Det er et deilig tre!” Og ved juletid ble det felt først av alle. Øksen hugde dypt igjennom margen, treet falt med et sukk hen ad jorden, det følte en smerte, en avmakt. Det kunne slett ikke tenke på noen lykke, det var bedrøvet ved å skilles fra hjemmet, fra den plett hvor det var skutt frem. Det visste jo at det aldri mer så de kjære gamle kamerater, de små busker og blomster rundt om, ja, kanskje ikke engang fuglene. Avreisen var slett ikke noe behagelig.

Treet kom først til seg selv da det ble pakket ut sammen med de andre trær og hørte en mann si: “Det der er prektig! Vi tar bare det!”

Nå kom to tjenere i full stas og bar grantreet inn i en stor, deilig sal. Rundt om på veggene hang portretter, og ved den store flisekakkelovn stod store kinesiske vaser med løver på lokket. Der var gyngestoler, silkesofaer, store bord fulle av billedbøker, og med leketøy for hundre ganger hundre riksdaler – i det minste sa barna det. Og grantreet ble reist opp i en stor fjerding fylt med sand, men ingen kunne se at det var en fjerding, for det ble hengt grønt tøy rundt om, og den stod på et stort broket teppe. Oh, hvor treet bevet! Hva ville dog skje? Både tjenere og frøkner gikk og pyntet det. På en gren hang små nett, klippet av kulørt papir; hvert nett var fylt med sukkergodt. Forgylte epler og valnøtter hang som om de var vokst fast, og over hundre røde, blå og hvite smålys ble stukket fast i grenene. Dukker som så livaktig ut som mennesker, – treet hadde aldri sett sådanne før – svevde i det grønne, og aller øverst oppe i toppen ble det satt en stor stjerne av glittergull. Det var prektig, ganske makeløst prektig.

“I aften,” sa de alle sammen, ” i aften skal det stråle!”

“Oh!” tenkte treet, “var det dog aften! Var bare lysene snart tent! Og hva vil da skje? Vil det komme trær fra skogen og se på meg? Vil gråspurvene fly ved ruten? Vil jeg vokse fast her og stå pyntet vinter og sommer?”

Jo, det visste god beskjed; men det hadde ordentlig barkepine av bare lengsel, og barkepine er likså vondt for et tre som hodepine for oss andre.

Nå ble lysene tent. Hvilken glans, hvilken prakt; treet skalv i alle grener så at ett av lysene stakk ild i det grønne; det sveid ordenlig.

“Gud bevare oss!” skrek frøknene og slukket i en hast.
Nå torde treet ikke engang skjelve. Oh, det var en gru! Det var så redd for å tape noe av all sin stas; det var ganske fortumlet i all glansen, – – og nå gikk begge fløydører opp, og en mengde barn styrtet inn som om de ville velte hele treet. De eldre folk kom besindig baketter; de små stod ganske tause, – men kun et øyeblikk, så jublet de igjen så at det runget. De danset rundt om treet, og den ene presang etter den annen ble plukket av.

“Hva er det de gjør?” tenkte treet. “Hva skal skje?” Og lysene brant like ned til grenene, og ettersom de brant ned, slukket man dem, og så fikk barna lov til å plyndre treet. Oh, de styrtet inn på det så at det knaket i alle grener. Hadde det ikke vært bundet fast til loftet ved snippen og gullstjernen, så var det styrtet om.

Barna danset rundt med sitt prektige leketøy, ingen så på treet unntagen den gamle barnepike som gikk og tittet inn i mellom grenene, men det var bare for å se om der ikke var glemt enda en fiken eller et eple.

“En historie, en historie!” ropte barna og trakk en liten tykk mann hen imot treet, og han satte seg like under det, “for så er vi i det grønne,” sa han, “og treet kan ha besynderlig godt av å høre med! Men jeg forteller kun én historie. Vil dere høre den om Ivede-Avede eller den om Klumpe-Dumpe som falt ned av trappene og dog kom i høysetet og fikk prinsessen!”

“Ivede-Avede!” skrek noen, “Klumpe-Dumpe!” skrek andre. Der var en roping og skriking, kun grantreet tidde ganske stille og tenkte: “Skal jeg slett ikke med, slett ikke gjøre noe!” Det hadde jo vært med, hadde gjort hva det skulle gjøre.

Og mannen fortalte om “Klumpe-Dumpe som falt ned av trappene og dog kom i høysetet og fikk prinsessen.” Og barna klappet i hendene og ropte: “Fortell! Fortell!” De ville også ha “Ivede-Avede”, men de fikk kun den om “Klumpe-Dumpe.” Grantreet stod ganske stille og tankefull, aldri hadde fuglene ute i skogen fortalt slikt. “Klumpe-Dumpe falt ned av trappene og fikk dog prinsessen! Ja, ja, således går det til i verden!” tenkte grantreet og trodde at det var virkelig fordi det var sådan en fin mann som fortalte. “Ja, ja, hvem kan vite! Kanskje faller jeg også ned av trappene og får en prinsesse!” Og det gledet seg til neste dag å bli kledd på med lys og leketøy, gull og frukter.

“I morgen vil jeg ikke ryste!” tenkte det. “Jeg vil bare fornøye meg i all min herlighet. I morgen skal jeg igjen høre historien om “Klumpe-Dumpe” og kanskje den om “Ivede-Avede” også.” Og treet stod stille og tankefull hele natten.

Om morgenen kom kar og pike inn.

“Nå begynner stasen igjen!” tenkte treet, men de slepte det ut av stuen, opp trappen, inn på loftet, og her, i en mørk krok hvor ingen dag skinte, stilte de det. “Hva skal det bety!” tenkte treet. “Hva har jeg her å gjøre? Hva skal jeg få høre her, mon tro?” Og det lente seg opp til muren og stod og tenkte og tenkte. – – Og god tid hadde det, for der gikk dager og netter; ingen kom opp hit opp, og da der endelig kom noen, så var det for å stille noen store kasser hen i kroken. Treet stod ganske skjult, man skulle tro at det var rent glemt.

“Nå er det vinter der ute!” tenkte treet. “Jorden er hard og dekket med snø, menneskene kunne ikke plante meg; derfor skal jeg nok stå her i le til våren! Hvor det er vel betenkt! Hvor dog menneskene er gode! – Var det bare ikke så mørkt her og så skrekkelig ensomt! – Ikke engang en liten hare! – Det var dog så artig der ute i skogen når snøen lå og haren sprang forbi; ja, selv da den hoppet over meg, men det holdt jeg ikke av den gang. Her oppe er det skrekkelig ensomt!”

“Pi, pi!” sa en liten mus i det samme og smatt frem; og så kom der nok en liten. De snuste på grantreet og smatt mellom grenene på det.

“Det er en gruelig kulde!” sa de små mus. “Ellers er det velsignet å være her! Ikke sant, du gamle grantre?”

“Jeg er slett ikke gammel!” sa grantreet, “der er mange som er mye eldre enn jeg!”

“Hvor kommer du fra?” spurte musene, “og hva vet du?” De var nå så gruelig nysgjerrige. “Fortell oss dog om det deiligste sted på jorden! Har du vært der? Har du vært i spiskammeret hvor det ligger oster på hyllene og henger skinker under loftet, hvor man danser på talglys og går mager inn og kommer fet ut!”

“Det kjenner jeg ikke!” sa treet, “men skogen kjenner jeg, hvor solen skinner, og hvor fuglene synger!” Og så fortalte det alt fra sin ungdom, og de små mus hadde aldri før hørt sånt noe, og de hørte sånn etter og sa: “Nei, hvor mye du har sett! Hvor lykkelig du har vært!”

“Jeg!” sa grantreet og tenkte over hva det selv fortalte. “Ja, det var i grunnen ganske morsomme tider!” – Men så fortalte det om julaften, da det var pyntet med kaker og lys.

“Oh!” sa de små mus, “hvor lykkelig du har vært, du gamle grantre!”

“Jeg er slett ikke gammel!” sa treet, “det er jo i denne vinter jeg er kommet fra skogen! Jeg er i min aller beste alder, jeg er bare stanset i veksten!”

”Hvor deilig du forteller!” sa de små mus, og neste natt kom de med fire andre småmus som skulle høre treet fortelle, og jo mer det fortalte, desto tydeligere husket det selv alt og syntes: “Det var dog ganske morsomme tider! Men de kan komme, de kan komme tilbake! Klumpe-Dumpe falt ned av trappene og fikk dog prinsessen, kanskje jeg også kan få en prinsesse.” Og så tenkte grantreet på slikt et nydelig lite bjerketre som vokste ute i skogen, det var for grantreet en virkelig deilig prinsesse.

“Hvem er Klumpe-Dumpe?” spurte de små mus. Og så fortalte grantreet hele eventyret, det kunne huske hvert evige ord; og de små mus holdt på å springe opp i toppen på treet av bare fornøyelse. Neste natt kom der mange flere mus, og om søndagen til og med to rotter; men de sa at historien var ikke morsom, og det bedrøvet de små mus, for nå syntes de også mindre om den.

“Kan De kun den ene historie?” spurte rottene.

“Kun den ene!” svarte treet, “den hørte jeg min lykkeligste aften, men den gang tenkte jeg ikke på hvor lykkelig jeg var!”

“Det er en overmåte dårlig historie! Kan De ingen med flesk og talglys? Ingen spiskammerhistorier?”

“Nei!” sa treet.

“Ja, så skal De ha takk!” svarte rottene og gikk inn til sitt.

De små mus ble til sist også borte, og da sukket treet: “Det var dog ganske hyggelig da de satt omkring meg, de livlige småmus, og hørte hva jeg fortalte! Nå er også det forbi! – Men jeg skal huske å glede meg når jeg nå tas frem igjen!”

Men når skjedde det? – Jo, det var en morgenstund, da kom der folk og romsterte på loftet; kassene ble flyttet, treet ble trukket frem. De kastet det riktignok litt hardt mot gulvet, men straks slepte en kar det hen imot trappen hvor dagen skinte.

“Nå begynner livet igjen!” tenkte treet; det følte den friske luft, den første solstråle, – og nå var det ute i gården. Alt gikk så fort, treet glemte rent å se på seg selv, der var så meget å se rundt om. Gården grenset opp til en have, og alt blomstret der inne; rosene hang så friske og duftende ut over det lille rekkverk, lindetrærne blomstret, og svalene fløy om og sa “kvirre-virre-vitt, min mann er kommet!” Men det var ikke grantreet de mente.

”Nå skal jeg leve!” jublet det og bredte sine grener vidt ut; akk, de var alle visne og gule; det var i kroken mellom ukrutt og nesler det lå. Gullpapirstjernen satt ennå oppe i toppen og glitret i det klare solskinn.

I gården lekte et par av de lystige barn som ved juletid hadde danset om treet og vært så glade ved det. En av de minste for hen og rev gullstjernen av.

“Se, hva som ennå sitter på det ekle, gamle juletre!” sa han og trampet på grenene så de knaket under støvlene.

Og treet så på all blomsterprakt og friskhet i haven, det så på seg selv, og det ønsket at det var blitt i sin mørke krok på loftet. Det tenkte på sin friske ungdom i skogen, på den lystige julaften og på de små mus som så glade hadde hørt på historien om ”Klumpe-Dumpe”.

“Forbi, forbi!” sa det stakkars tre. “Hadde jeg dog gledet meg da jeg kunne! Forbi, forbi!”

Og tjenestekaren kom og hugde treet i små stykker, en hel bunt lå der. Deilig blusset det opp under den store bryggekjele; og det sukket så dypt, hvert sukk var som et lite skudd. Derfor løp barna som lekte inn og satte seg foran ilden, så inn i den og ropte: “Piff! Paff!” Men ved hvert knall, som var et dypt sukk, tenkte treet på en sommerdag i skogen, en vinternatt der ute når stjernene skinte; det tenkte på julaften og ”Klumpe-Dumpe”, det eneste eventyr det hadde hørt og visste å fortelle -, og så var treet brent ut.

Guttene lekte i gården, og den minste hadde på brystet gullstjernen som treet hadde båret sin lykkeligste aften; nå var den forbi, og treet var forbi og historien med; forbi, forbi, og det blir alle historier!.

Hans Christian Andersen

Sources:
http://www.fag.hiof.no/lu/fou/HCA/eventyr/Grantreet.htm
https://archive.org/stream/fairytalesstorie00ande#page/196/mode/2up