Güzeller Güzeli Venezia (2. Bölüm)

Acqua Alta Book Shop- Venedik'te Bir Kitapci-Acqua Alta

 

Libreria Acqua Alta

Dünyanin En Güzel Kitapçısı Venedik - Libraria Acqua Alta, Venezia -Venedik doğudan batıya esen tatlı bir rüzgar gibi. Bir akşam üstü San Zaccaria Meydanı’ndan Arsenale’ye doğru yürürken geriye dönüp şöyle bir baktığınızda öyle güzel bir manzarayla karşılaşıyorsunuz ki, denizden esen hafif rüzgarda uzak çöllerde savrulan altın kumları, gökyüzünde asılı duran dev kubbelerin siluetlerini görüyor, hiç yazılmadan yüzyıllarca söylenmis şiirleri, gizli bahçelerde söylenen aşk şarkılarını duyuyorsunuz. Venedik’e gelen her yenilik adeta kendisini damıtarak bu nevi şahsına münhasır şehrin ruhuna azar azar akmış ve onunla birlikte yeni ve özgün bir form almış gibi. Öyle ya, dünyanın başka neresinde gezerken yanınızdan altın varak ve ipek brokarlarla süslenmiş siyah cilalı gondollar geçer? Her köşesinde bir farklılık bulmanın mümkün olduğu bu antik şehirde benim için görülmeye değer önemli mekanlardan bir tanesi dünyanın en güzel kitapçısı olarak anılan Libreria Acqua Alta‘ydı. Ben bu kitapçıyı ziyaret etmeyi çok istediğim için bir öğleden sonrayı sadece buraya ayırdık.

http://www.insigniamasks.com.au/venetian-cats-as-traditional-venetian-characters

Libreria Acqua Alta adını Venedik’e özgü gelgitlerden alıyor. Bu özel kitapçının bir yüzü sıradan bir Venedik sokağına, diğeri turkuaz bir kanala bakıyor. İçeride binlerce kitap, poster, kart, kırtasiye malzemesi ve dergi var. Bunların hepsine zaman ayırmak imkansız olsa da, ilginizi çekecek birçok materyal bulmak mümkün. Kitaplar hem raflara hem de dekorasyon amacıyla kullanılan gondol, küvet, sepet, kasa gibi birçok değişik malzemenin içine doldurulmuş. Biz ilk anda nereye bakacağımızı şaşırdığımız için önce etrafı şöyleLibreria Acqua Alta - Kitapçının Bahçesi - bir gezmeye karar verdik. İkinci turumuzda kitaplara daha yakından bakabilmeye başladık. Burada Venedik’le ilgili başka hiçbir kitapçıda bulamayacağınız çok zengin bir kitap koleksiyonu var. Libreria Acqua Alta, özellikle Venedik sanatına, tarihine, mimarisine ve edebiyatına dair kaynak arayanlar için adeta bir cennet sayılır. Bu kıymetli kitapların bir kısmı eski olsa da, dünyanın en güzel kitapçısında kayda değer sayıda yeni kitap da satılıyor. Libreria Acqua Alta’nın en büyük özelliklerinden biri arka kapısının bir kanala açılıyor olması. Bu kapının karşısına koydukları oturma grubunda oturduğum ve kucağıma doldurduğum kitaplarla başbaşa kaldığım an tarif edilmezdi. İçerideki loş ortam ve ağır nemli hava burada yerini aydınlığa ve açık kapıdan içeriye dolan temiz havaya bırakıyor. Kanaldan taşıp gelen su yerleri şöyle bir ıslatıp geçerken siz de fotoğraf çeken turistlerden ve diğer meraklı gözlerden uzak, yüzünüzü kemerli kapıdan gelen ışığa dönerek bu özel mekanın tadını çıkarabiliyorsunuz. Ben buradan hatıra olarak aldığım kartların, kitap ayraçlarının ve not deftlerlerinin hepsini çok severek kullanıyorum. Venedik’te her yerde cam eşyalarla karşılaşıyorsunuz; ama aslında bu şehirdeki kağıt ürünleri de çok güzel. Özellikle hediye almanız gerekiyorsa el yapımı kağıtlardan yapılmış ya da Venedik motifleriyle süslenmiş ürünler sizin için çok cazip olabilir. Libreria Acqua Alta’yı Calle Lunga Santa Maria Formosa, 5176/B, 30122 Venezia adresinde ziyaret edebilirsiniz.

 

Venedik'ten kitap ayraclari, defterler ve kartlar

 

Çocuklar için Venedik kitapları

Yazımın ilk bölümünde (buraya tıklayarak okuyabilirsiniz) gezilere hazırlıklı gitmenin öneminden söz etmiştim. Eğer seyahate bir çocukla çıkıyorsanız bu durum bence daha da önemli hale geliyor. Bizler yetişkin olarak bir yeni bir yeri ziyaret edeceksek, göreceklerimiz hakkında en azından bir fikir sahibi oluyoruz. Çocuklar genellikle yetişkinlerin tercihlerine göre hareket ettikleri için, onlar açısından seyahat öncesi yapılacak güzel bir araştırmanın ya da kendilerine uygun bir seyahat kitabına sahip olmanın önemi artıyor. O sebeple yazımın bu bölümünde çocuklar için hazırlanmış ve Venedik’i anlatan birkaç kitaba yer vereceğim.

 

Venedik kitaplarim ve kahvem

 

Vendela Venedik’te / Vendela in Venice

Vendela in Venice Front Söz etmek istediğim ilk kitabın adı Vendela in Venice. Ben bu kitaba ilk kez geçen yıl, internette Venedik’i anlatan bir çocuk kitabı ararken rastladım. İsveçli yazar Christina Björk tarafından yazılan ve yine İsveçli Inga-Karin Eriksson tarafından resimlenen kitabı İsveççe orjinalinden İngilizce’ye Patricia Crampton çevirmiş. Nereden alacağıma dair araştırma yaparken aklıma kitabı Oslo’daki Deichmanske kütüphanesinde bulabileceğim geldi. Şansıma kütüphanede kitabın İsveççe bir baskısını buldum ve hemen ödünç aldım. Resimleri ve anlatımı o kadar güzeldi ki, Vendela in Venice‘yi mutlaka kendi koleksiyonuma eklemem gerektiğine karar verdim. İmdadıma internet üzerinden satış yapan Amerikalı bir kitapçı yetişti ve böylece Boston Kütüphanesi’nden emekliye ayrılmış olmasına rağmen fazla yıpranmamış bir Vendela in Venice uzun bir uçak yolculuğundan elime ulaştı.

Vendela kuzeyin Venedik’i diye adlandırılan Stocholm şehrinde yaşayan küçük bir kız. Babasıyla birlikte ilk kez Venedik’i ziyaret edecek olan bu küçük kız, hikayesine kendisini ve yaşadığı şehri anlatarak başlıyor. Kitabın ilk sayfalarını okurken Stockholm ile Venedik arasındaki önemli benzerlikleri ve Vendela’nın babasından Venedik tarihine dair dinlediği önemli ayrıntıları öğreniyoruz. İlerleyen sayfalardaysa, Vendela’nın yolculuk sırasında yaşadıklarına, otel odasında gördüklerine, Venedik’in sembolu kabul edilen Aziz Marco’nun Kanatlı Aslanı hakkında öğrendiklerine, Murano adasını yaptığı ziyarete tanık oluyoruz. Ben Dükler Sarayı’na, San Marco Meydanı’na, Aziz Marco’nun Çan Kulesi’ne ve bronz at heykellerine küçük bir turistin gözleriyle bakarken tahmin ettiğimden çok daha fazlasını öğrendiğimi farkettim. Kitap gerçekten harika resimlerle ve Vendela in Venice-We Come from the Seafotoğraflarlarla süslenmiş. Hepimizin bildiği gibi yetişkinler için yazılmış seyahat kitaplarında birçok öneri bulunur. Benzer öneriler Vendela in Venice’de de var; ama bunlar okura birer deneyim şeklinde aktarıldığı için çok daha anlamlı ve merak uyandırıcı olmuş. Hikaye İsveçli bir çocuğun ağzından anlatıldığı için, okurken yalnızca Venedik değil İsveç kültürü hakkında da yeni şeyler öğreniyorsunuz. Çocuklarınızla ya da öğrencilerinizle severek okuyacağınız, tatlı bir dille yazılmış ve açıklayıcı görsellerle tamamlanmış bu kitabı ben çok sevdim.

 

http://www.insigniamasks.com.au/venetian-cats-as-traditional-venetian-characters

Venezia

Berømte Byer Gjennom Tidene VENEZIA Sizlere söz etmek istediğim ikinci kitap, ünlü şehirler için hazırlanan bir serinin içinde yer alıyor. Özgün adı “Great cities through the ages – Venice” olan bu kitabın Norveççe bir baskısı bana geçen yıl hediye edilmişti. Renzo Rossi tarafından yazılan ve birçok farklı sanatçının illustrasyonlarıyla renklendirilmiş bu güzel resimli kitap ilk kez 2003 yılında basılmış. Kırk dört sayfadan oluşan kitabın içinde, giriş kısmı dışında yirmi ayrı bölüm var. Şehrin kuruluşu, orta çağ dönemindeki konumu, Dükler Sarayı, Rialto Köprüsü, Venedik’te rönesans dönemi, Venedik Cumhuriyeti’nin doğuşu ve batışı, şehrin sokakları ve meydanları, mimarisi, karnavalı, günümüzdeki durumu ve benzeri diğer birkaç önemli konu, ayrı ayrı başlıklar altında işlenmiş ve detaylı görsellerle desteklenmiş. Resimlerin biraz dağınık olması ve anlatım dilinin yer yerVenezia by Renzo Rossi ağıra kaçması bana dokuz yaşından küçük çocukların bu kitabı bir yetişkinle birlikte okumalarının daha verimli olacağını düşündürdü. Çocuk kitabı diye sınıflandırsak da, bu bence yetişkinlerin de kaynak olarak kullanabilecekleri Venedik’e dair önemli bilgiler ve ayrıntlarla dolu bir kitap. Türkçesi ne yazık ki henüz basılmadı; ama İngilizce orjinalini internet kitapçılarında bulmak mümkün.

 

http://www.insigniamasks.com.au/venetian-cats-as-traditional-venetian-characters

 

Aslında Venedik ile ilgili olduğu için aldığım iki kitap daha var. Bir tanesi Venedikli besteci ve keman virtüözü Vivaldi‘ nin hayatını hikaye şeklinde anlatan resimli bir çocuk kitabı. Minken Fosheim tarafından yazılan Eventyret om Vivaldi adlı kitabın ilüstrasyonları ise Venedikli Gino Scarpa’ya ait. Fosheim aslında sadece Vivaldi değil aralarında Mozart, Bach, Beethoven’in de bulunduğu beş ünlü müzisyenin yaşam öykülerini çocuklar için kitaplaştırmış. Ben bu serideki kitapların sadece dört tanesini bulup alabildim. Venedik’le ilgili olduğı için aldığım diğer kitapsa Donna Jo Napoli tarafından yazılmış, Daughter of Venice, yani Venedik’in Kızı. 16. yüzyılda yaşamış Venedikli bir genç kızın hayatını anlatan bu kitabı ne yazık ki henüz okuma fırsatım olmadı.

 

Eventyret om Vivaldi

 

Venedikle ilgili söyleyeceklerim şimdilik bu kadar. Güneyden beni çağıran bu esrarengiz şehrin sesini artık bir süreliğine duymazdan gelmek zorundayım. En azından bir sonraki gezi planı daha net bir hal alana kadar… Bir sonraki yazımda sizlere Kafka Ve Kaybolan Bebek‘ten söz etmek istiyorum. Oyuncak bebeğini kaybettiği için ağlarken, ünlü yazar Kafka ile karşılaşan küçük kızın hikayesini duymayan kalmış mıdır bilemiyorum; ama ben bu harika hikayenin resimli bir çocuk kitabına esin kaynağı olduğunu yeni öğrendim. İşte bir dahaki yazımda size bu tatlı hikayeden bahsetmek istiyorum. O zamana dek kendinize iyi bakın.

Sevgiler

http://www.insigniamasks.com.au/venetian-cats-as-traditional-venetian-characters

 

HandDrawn_10_2bough_up_graphicsfairy

 

Güzeller Güzeli Venezia (1. Bölüm)

Venedik'te Lambalar, Deniz Ve Kuleler

 

 

Kanal ve Tarihi Venedik Saraylari-Venetian Palaces on a Canal-Sayılı gün çabuk geçer derler. Sayılı günlerin sonunda ulaşılacak yer Venedik olduğundan benim için durum pek de öyle olmadı. Tam bir yıl boyunca fotoğraflara bakarak ve belgeseller izleyerek hayaller kurduktan sonra nihayet güzeller güzeli Venedik’i tekrar görme ve doya doya gezme fırsatına eriştim. Bu kez daha uzun kaldığımız için hemen hemen bütün sokaklarını gezme imkanımız oldu. Her mahalleye bir gün ayırarak Venedik’in her yerine birkaç anı sığdırdık. Turist kalabalıklarından sıyrılıp şehrin ruhunu tanımak ve Venediklilerin yaşantılarına tanık olmak için mutlaka bir süre kalmak gerekiyor. Buradaki kanalların, sarayların ve köprülerin hepsi birbirinden güzel. İlk bakışta birbirlerine benzeteceğiniz bu mekanların her birinden diğer saraylar, köprüler, kuleler ve gondollar bir başka açıyla ve bambaşka bir çarpıcılıkta görünüyor. Güneş her dokunduğu yapıya başka bir renk veriyor ve eğer binaları aşıp derin kanallara vurabilirse bambaşka kıpırtılarla yansıyor. İlk günlerde insanın gözü bu zaman zaman neşeli, zaman zaman melankolik ve gizemli manzaralardanVenedik'te Renkler-Colours of Venice- başka hiçbir şey görmüyor. Kahvelerini minicik mekanlarda ayaküstü kısa sohbetler eşliğinde içen, taze yiyecek alışverişlerini Rialto Köprüsü’nün hemen yakınındaki pazardan yaptıktan sonra, aldıklarını köprüler yüzünden pazar arabalarıyla evlerine götüren ve Venedik’e özgü gotik pencerelerini açıp yoldan geçen tanıdıklarıyla sohbet eden insanları sonraları farketmeye başlıyorsunuz. Şehrin yaşantısına ve kültürüne dair izlenimleriniz gözlerinizi zamansız ve enfes bir masal büyüsündeki mekanlardan ayırıp, çocuklarını okuldan alan ailelere, ders arasında kanal kenarlarında içeceklerini yudumlayıp, chiccettilerini yerken laflayan üniversitelilere bakabildiğinizde çoğalmaya başlıyor.

 

Victor Nizovtsev -Harlequin with Masks by Victor Nizovtsev

 

Francesco’nun Venedik’i

Green Waters of VeneziaBir zamanlar müthiş bir güçle Akdeniz’e hakim olmuş, Doğu’nun ışıltılı kumaşlarını, görkemli kubbelerini, geceleri kulaktan kulağa fısıldanan esrarengiz masallarını ve rengarenk baharatlarını Avrupa’ya taşımış Venedik ve Venediklileri biraz daha yakından tanımak isteyen yetişkin okurlarıma yine yetişkinler için (on beş yaş üstü izleyicilere hitap ediyor) BBC tarafından hazırlanmış güzel bir belgesel önerebilirim. Adı Francesco’s Venice (Francesco’nun Venedik’i) olan bu seriyi bu kadar özel hale getiren kişi Francesco’nun ta kendisi. Aslen Venedikli bir kont olup bütün hayatını Venedik’te geçirmis olan Mimar Francesco da Mosto, Venedik’in tarihini ve hikayelerini yer yer komik, yer yer hüzünlü ama hep ilginç anlatımıyla daha çekici ve daha samimi hale getiriyor. Venedik’e uzaktan ama aynı zamanda içten gözlerle bakmış, onu kendi hikayeleriyle daha yakından izlemiş oluyorsunuz. Belgeselin müzikleri şehrin kendisi gibi son derece gizemli ve sıcak. Francesco’s Venice şu anda Youtube’da mevcut (Buraya tıklayarak ilk parçayı izleyebilirsiniz). Da Mosto’nun BBC ile birlikte hazırladığı tek belgesel bu değil. Venedik serisi çok sevilince onu Italy: Top To Toe, Francesco’s Mediterranean Voyage, Shakespeare in Italy, A Sicilian Dream gibi yeni belgeseller takip etmiş. Ben bu sonuncusu, yani Bir Sicilya Rüyası dışındakilerin hepsini aldım ve çok büyük bir keyifle izledim. Henüz izlememiş olan okurlarıma mutlaka zaman ayırıp bu serilere bakmalarını öneririm. Bu tip belgeselleri özellikle seyahatlerden önce hazırlık programı olarak izlemeyi seviyorum; çünkü gittiğimiz mekanlara farklı gözlerle bakmamıza yardımcı oluyor. Bazen bir yeri gördüğümüzü, bildiğimizi ya da çok iyi tanıdığımızı düşünsek  bile, oraya başkansının gözleriyle bakmak bizim de bakışımızı tazeliyor, içimizde yeni heyecanlar ve meraklar yaratıyor sanırım.

 

The Doge Cat Bookmark - http://www.insigniamasks.com.au/venetian-cats-as-traditional-venetian-characters

İlk ziyaretim sırasında içi muhteşem fresklerle süslenmiş pembe bir rüyaya benzeyen Dükler Sarayı’nı çok romantik bulmuş, sarayın avlusundaki mermer merdivenlerde güzel resimler çekmiştim. Venedik, uzun yıllar oligarşik cumhuriyet denilen bir sistemle yönetilmiş. Bu sisteme göre devlet yönetiminin başında, soylu ailelerden gelen adaylar arasından seçilen bir dük (doge) bulunuyormuş. Bu dükün hareketleri birçok kuralla sınırlıymış. Örneğin yabancılarla yaptıgı her görüşmede mutlaka bir gözlemci bulunur, dük Venedikli olmayan hiçkimse ile yalnız görüşemezmiş. Karısıyla olan özel yazışmaları dahil her türlü mektubu önce kontrolden geçer, çiçek, gül suyu, balsam gibi ekonomik değeri düşük olanların dışında hiçbir hediye kabul edemezmiş. Tüm diğer dükler gibi seçimle başa gelen elli beşinci dük Marino Faliero bu kısıtlamalardan sıkılmış olacak, ailesi ve yandaşlarının planları yardımıyla kendisini Venedik Kralı ilan edip, ülkeye saltanatı getirmeye karar vermis. Ancak buna fırsat bulamadan yakalanmış ve vatan haini olarak yargılandıktan sonra çabucak idam cezasına çarptırılmış. İdamı ise benim ilk bakışta romantik bulduğum bu mermer merdivenlerde gerçekleşmiş. Dükler Sarayı’nın salonlarından birinde, o zamanlar La Serenissima olarak da anılan Venedik Cumhuriyeti’ni yönetmiş bütün düklerin birer portresi olmasına rağmen, Marino Faliero’nun portresinin yeri siyaha boyanmış. Böylesi büyük tarihi olaylara sahne olan mekanlar hakkında bilgi edindikçe, insan baktığı beyaz mermerlerde bile, kara lekeler de dahil, insanlık tarihinin her rengini görmeye başlıyor.

 

Victor Nizovtsev -Harlequin with Masks by Victor Nizovtsev

 

Labirent Sokaklar

A Venetian Canal under the Shining Sun - Işıldayan Güneş Altında Bir Venedik KanalıUfacık tefecik, içi içine sığmayan bu şehrin sırlarından biri de labirent sokakları sanırım. Binaları kazıklarla suyun üzerine inşa edince, bunları birbirine bağlayan sokaklar ve yine kanallarla birbirinden ayrılmış olan bu sokakları birleştiren yüzlerce küçük köprü yapmışlar. Anlatırken bile tekerlemeye benzemeye başlayan bu durum, küçücük görünen şehrin aslında o kadar da küçük olmadığına dair ipucu veriyor. Bu labirent kent, şöyle bir bakmaya gelmiş gözlere kendisini birbirine benzeyen sokaklar bütünü gibi tanıtsa da, her şeyi bilmek ve görmek isteyenlerin karşısına sürekli yeni yollar ve yeni kanallar çıkararak onlara içini ve en gizli sırlarını açıyor. ‘Bütün şehri baştan sona gezmeme gerek yok; her yer zaten birbirine benziyor’ demeyen herkesin Venedik’e giderken iyi bir haritaya ve en az bir çift spor ayakkabıya ihtiyacı var bence. Biz gezerken kaybolmamak için telefonlarımıza Mtrip programını kaydedip kullandık. Labirente benzeyen bir yerde gezerken online bir rehberinizin olması işin büyüsünü biraz kaçırsa da, sokakları tanımaya başlayana kadar epey yardımcı oluyor. Tarihi bin seneyi aşan bu antik kenti modernleştirme ve modern bir kent gibi yaşatma çabasını görünce buraya olan Venedik'te Bir Kopruhayranlığımız biraz daha arttı. Elektrik ve telefon hizmetinin sunulması bile bu kente özel çözümler gerektirmiş. Telefon ve elektrik kablolarını şehrin mimari dokusunu bozmamak için köprülerden geçirmişler. Binaların su altında kalan kısımlarının bakımını ise kanalları düzenli bir şekilde boşaltıp kuruttuktan sonra yapıyor, işlem tamamlandıktan sonra kanalları yeniden suyla dolduruyorlarmış. Biz yer yer boyası bozuk görünen binaları bakımsız zannederken, tam tersine bazen yapıların ayakta kalma süresini uzatmak için yeni sıva ya da boya yapılmaması gerektiğini duyup şaşırdık. Şehrin nasıl yaşadiğini anlatan birkaç ilginç bilgiyi Venice Backstage – How does Venice work? adlı videoda İngilizce olarak bulabilirsiniz.

 

Victor Nizovtsev -Harlequin with Masks by Victor Nizovtsev

 

Unutulmaz Anlar

Venedik'te Gun Batarken-When the Sun Sets in Venice-Venedik’te gördüğüm ya da yaptığım her şeyi anlatarak sizi sıkmayı istemediğim için yazımın geriye kalan bölümünde sadece zamanın sessizce durmasını istediğim ve bende güzel anılar bırakan birkaç andan ve mekandan söz edeceğim.

En baştan başlamak gerekirse havaalanından şehre gelmek için bindiğimiz küçük vapur, yani vapuretto Venedik’e yaklaştığında karşımıza çıkan muhteşem siluet unutulmazdı. Yalnız bu yolculuk, mesafe hiç uzun olmamasına rağmen, vapur çok dolaştığı için neredeyse bir buçuk saat sürüyor. Ben kendimi yol boyunca şekerci dükkanının vitrinine bakar gibi hissettim. Güzelim Venedik elimizi uzatsak tutabileceğimiz kadar yakındı; ama onu bir türlü yakalayamıyor, ona bir türlü varamıyorduk. Şimdi Venedik’i düşündüğümde aklıma gelen en güzel görüntülerden biri, şehrin suyun üzerinde yüzermiş gibi görünen esrarengiz silüeti.

 

Bir Venedik Sarayinda IsiklarGüzellik deyince aklıma hemen Modern Sanat Galerisi olarak kullanılan Franchetti Sarayı (Palazzo Cavalli-Franchetti) geldi. Bu yapı öylesine güzeldi ki, gezerken binanın süslerine bakmaktan sergilenmekte olan eserleri unuttuk. Sarayın içindeki her ayrıntı zaten birer sanat eseri gibi. Sıradan ya da özensiz yapılmış ya da saklanmış hiçbir şey yok. Geniş salonları süsleyen rengarenk üfleme camdan yapılmış Murano avizeleri bile buna birer örnek olabilir. İçlerinden onlarca mavi, sarı ve pembe cam çiçekler ve yapraklar taşan kocaman cam sepetlere benzeyen bu şahane avizelerin hakkını veren bir fotoğraf çekmem mümkün olmadı. Sarayda gezerken beni en çok etkileyen şey ise kocaman pencereler oldu. Binanın ön cephesi Grand Canal denilen ana kanala bakarken, yan ve arka cephelerdeki pencereler, güzelim bir bahçeye açılıyordu. Bu pencerelerin önüne birer koltuk koyup orada bir öğleden sonrayı kitap okuyarak geçirmek nasıl olur hayal ettim ve bu hayal içimi ısıttı.

 

Vendik'te Bir Masal Penceresi

Venedik Franchetti Sarayi-Palazzo Franchetti-Venedik'te Bir Saray -A Venetian Palace- Palazzo

 

 

 

 

 

San Marko Meydanı’nında bulunan ve bana şehrin en süslü binası gibi görünen San Marco Bazilikası‘na girdiğim ve o inanılmaz altın mozaikleri gördüğüm ilk anı yaşadıkça hatırlayacağım sanırım. Burası sıradan bir katedral değil. Yüzyıllar boyunca seyahat eden Venedikliler şehre hep bu katedrali süslemek için çeşitli mücevherler ve kıymetli süslerle dönmüşler. Burada yatan Aziz Marko’nun bedeninin ülkeye çalınarak ve bir sır gibi gizlenerek getirilmiş olması ve çeşitili yağmalar sonucunda diyar diyar gezdirildikten sonra dinlenmeye ayrılan dört bronz atın hikayesi bu binanın tarihiyle ilgili öğrenilebilecek ilginç detaylar arasında.

 

San Marco Bazilikası

 

Venedik’te sıradan olduğunu tahmin ettiğim bir kış akşamıydı. Yoldan geçerken aldığımız kuru ve lezzetsiz sayılabilecek pizza dilimlerini yemek için Ponte di Rialto yani Rialto Köprüsü‘nün altındaki basamaklara oturduğumuz o an, benim için unutulmaz anlardan biri oldu. Hava kararmış, Grand Canal‘daki sarayların ışıkları yanmıştı. Kendi başımıza kaldığımız bu sessiz ve kısa zaman diliminde, yakınımızdan geçen vapurları dolduran turistlere baktık. Gelenlerde bir merak ve resim çekme telaşı, gidenlerde muhtemelen biraz hüzün ve belki biraz da gurur vardı. Çıkınlarına bu masal şehrinden süslü resimler ve anılar ekleyen ziyaretçiler, onları arada bir tekrar çıkarıp bu şehre ve geçmişlerine sihirli birer kaçamak yapabilecek olmanın gururunu hissetmekte haklılardı. Biz de sessizce oturmuş boğazımızı yırtan pizzaları yemeye çalışırken, yüzyıllardır bu köprünün altından ve üstünden geçen milyonlarca yolcunun arasındaki yerimizi ve kendi yolculuklarımızı düşündük. Venedik’e tekrar gittiğimde yine Rialto Köprüsü’nün altında oturup kanala vuran ışıklara bakmak istiyorum. Yalnız bu defa pizza yerine elimde Venedik’e özgü geleneksel bir bisküvi olan tereyagli Bacoli olacak.

Franchetti Sarayı’nın hemen yanında bulunan Accademia Köprüsü, yani Ponte dell’Accademia bence Venedik’in en güzel yerlerinden biri. Köprünün görüntüsünde herhangi bir çarpıcılık yoktu bana göre; ancak şehrin en muhteşem manzara fotoğraflarını çekebileceğimiz yerlerden bir tanesiymiş burası. Zaten kalabalığı görür görmez köprünün çok gözde bir nokta olduğunu anlıyor insan. Manzara buradan günün her saatinde farklı renklerde görünüyor. O yüzden Accademia Köprüsü’ne defalarca gelip sabah sisler içinde yüzen gondolları, kızıl akşam güneşini, yağmurla solmuş mavi gökyüzü altında hüzünlenen kubbeleri izlemek mümkün.

 

Kopru'den Venedik'e Bir Bakis -Accademia Venice -Venezia

 

Venedik’te geçireceğimiz tek Cumartesi gününü değerlendirmek için pazara ayrılmıs alanın biraz ilerisinden ara sokaklara sapmaya karar verdik. Karşımıza çıkan bir fırından aldığımız güzel kurabiyelere eşlik etmesi için kahve alabileceğimiz bir yer ararken merkezden iyice uzaklaştığımızı fark etmeden, alışveriş eden genç çiftler, köpeklerini gezdiren orta yaşlı Venedikliler ve birkaç diğer turistle birlikte arka sokakları aştık. Venedik’in sokaklarında amaçsızca epey yürüdükten sonra geri dönüş yolunda hem dünyanın en eski Ghetto’suna hem de Castello bölgesinde bulunan ve Vivaldi’nin vaftiz edildiği San Giovanni in Bragora kilisesine uğradık. Aslında Vivaldi’nin doğduğu evi görmek istiyorduk; ama görülecek bir ev olmayınca ve kilise de yakınımızda olunca buraya uğramayı tercih ettik. Ghetto ise elbette daha etkileyici geldi bana. Şehrin fakir bölgelerinden biri olan bu mekanda farklı bi hüzün vardı. Gittikçe tenhalaşan sokaklar ve meydanlarda yapayalnız kalıp geçmişi hayal edebileceğimiz çokca fırsatımız oldu.

 

Puslu Bir Gunde Venedik Ve Kanallar

 

Venedik gezisinin son günü Sevgililer Günü’ne denk geliyordu. Amacımız bu özel günü Venedik’te başlatıp, Floransa’da bitirmekti. Bu sebeple Cafe Florian‘a özellikle o gün gitmek istedik. Sabahtan itibaren bütün gün bardaktan boşanırcasına yağmur yağdığı için yaptığımız planın çok isabetli olduğunu görmüş olduk. Venedik’in her tarafı suya batmış gibiydi. Kanallar yetmezmiş gibi yer ve gök de suyla kaplanmıştı sanki ve dışarıda dolaşmak neredeyse imkansızdı. Dünyanin en eski kafesi olan Cafe Florian’a girmek için önce biraz sıra beklememiz gerekti; ama buna değdi. Servis ve sunulan her şey gerçekten çok kendine has ve lezzetliydi. Bu şehirde sıcak çikolatayı koyu kıvamlı olsun diye nişasta ile yapıyorlar. Florian’da içtiğimiz de bu yöntemle yapılmıştı; ama diğer yerlerde denediklerimize oranla çok daha koyu ve güzeldi . Soğuk ve yağmurlu bir günde her yanı fresklerle süslü bir mekanda bisküvi ve baharatlı çikolata ile servis edilen bir fincan cikolatalı içecek nasıl unutulmaz anılara eklenmez ki? Tarihi kimliği ve bozulmamış dokusu ile bu kendisine özgü kafeye yaptığımız ziyaret, bizim için tipik bir müze gezisi gibiydi.

 

Caffe Florian'da Sevgililer Günü

Yine Castello bölgesinde bulunan ve dünyanın en güzel kitapçısı olmaya aday Libreria Acqua Alta bana zamandan soyutlandığım ve bir rüya bulutunun içinde gibi hissettiğim harika bir öğleden sonra yaşattı; ama buna dair ayrıntıları yazımın ikinci bölümünde paylaşacağım. Venedik ile ilgili seçtiğim iki resimli çocuk kitabına da yazımın ikinci bölümünde değinmeyi planlıyorum. Çok yakında yeniden görüşmek üzere…

Sevgiler

 

Victor Nizovtsev -Harlequin with Masks by Victor Nizovtsev

 

HandDrawn_10_2bough_up_graphicsfairy

 

 

 

Masal Penceresi Venedik’e Açıldı!

maskeliler

Bu siteyi yapmaya karar verdiğimde adı zaten hazırdı. Biz gözleri ruhun aynası olarak betimlerken, bazı diğer kültürler, gözleri ruhun penceresi olarak niteler. Eğer gözlerimiz ruhumuza açılan pencerelerse, bu bloğa uğrayanlar, benim gözlerimden içimde taşımaya karar verdiğim güzellikleri görmeliler, ruhumun masalsı tarafını tanımalılar diye düşündüm. Masallar şehri Venedik’e gidip de karnavalın havasını soluduktan sonra orada hissettiklerimi buraya yazmamak haksızlık olur sanırım. Venedik’e sıradan bir zamanda gitmiş olsaydım, Dükler Sarayı’nın fresklerle kaplı muhteşem güzellikteki salonlarından, beyaz mermer merdivenlerinden ve şehrin kanallarını taçlandıran minicik beyaz köprülerinden, üzerimde kırmızı kukuletalı, uzun bir pelerinle geçmem mümkün olmayacaktı.

pelerin

Arkadaşım Duygu ile Roma’ya gitmeye karar vermemizin üzerinden sekiz ay geçti. Planlar sıcak bir yaz günü, annemlerin evinde yapılmaya başlandı. İzmir’in sıcak ama bir yandan da hafif hafif esen yaz günlerini biliyorsunuzdur. Açık pencerelerden giren rüzgar dantel perdeleri balon gibi şişiriyor, biz de bir yandan keyifle sohbet ediyor bir yandan Duygu’nun Lozan Pastanesi’nden aldiği pastaların yanında demli çaylarımızı içiyorduk. Sohbet her zaman olduğu gibi seyahate geldi ve bu güzel gezinin temeli o güzel yaz gününde atıldı. Üçümüz farklı şehirlerde yaşadığımız için bir sonraki buluşmamızı Roma’da gerçekleştirme olasılığını düşündük. Venedik’e gitmek gibi bir niyetimiz yoktu. Bu fikri o gün enine boyuna konuştuk. Ben Oslo’ya döndükten sonra detayları araştırmaya başladık. Planı benim okul programıma uydurmamız gerektiği için tarih konusunda çok fazla seçeneğimiz yoktu. Annem sonradan başka bir geziye katılmaya karar verdiği ve benim tatilim Venedik Karnavalı’na denk geldiği için tatilin son günlerinde hızlı trenle Roma’dan Venedik’e geçmeye karar verdik.

Otel, uçak ve tren rezervasyonlarımız yolunda gitti, planladığımız her şey gerçekleşti ve Roma’nın Fiumicino Havaalanı’nda Duygu ile buluştuk. Roma’da bütün önemli müzeleri gezdiğimiz sanat ve güzellik dolu günler geçirdik. Trenle Santa Lucia istasyonuna gelip Venedik’e ayak bastığımız anda bu şehri çok ama çok sevecegimi biliyordum. Masalları seven birini ilk kez adım attığı bir şehirde, Harikalar Diyarı’ndan Alice, Beyaz Tavşan ve Şapkacı karşılarsa ne olur? Sanırım aşk olur. Oldu da… Bunlar gördüğüm ilk kostümlülerdi. Daha sonra aklımın hayalimin alamayacağı güzellikte maskeler ve kostümler gördüm. Venedik benim hayatım boyunca gördüğüm en süslü şehir. Sokakları saran rutubet kokusu da, boyaları dökülmüş binalar da eskimiş sokaklar da bu ünvanı bu şehirden almaya yetmez. Orada geçirdiğimiz ilk akşamın sonunda başımı yastığa koyduğumda bu sehrin zümrüt sulardan oluşan sokaklarını, beyaz mermer köprülerini ve bu köprülerin altından geçen kadife koltuklu gondollarını düşünmekten gözüme uyku girmedi. Vaporetto denilen minik vapurlarla onunden geçtiğimiz görkemli tarihi binalar ve ışıltıları onların devasa pencerelerinden taşan dev murano avizelerinin ihtişamı şu an bile gözlerimin onunde. Kiliselere kubbeler yapmak yetmemiş, büyük kubbelerin üzerine daha süslü küçük kubbeler yapmışlar, o da yetmemiş bu küçük kubbeleri altın yaldızlı yıldızlarla süslemişler ve bina çatılarını, meydanlari seyreden sıra sıra mermer heykellerle donatmışlar. Sokakları dolduran maskeli ve kostümlü insanlar, şehrin havasına öyle uymuş ki, karnavalın olmadığı bir dönemde Venedik’te olmak nasıl olur kestiremiyorum. Orada geçirdiğimiz birkaç gün bana kesinlikle yetmedi. Önümüzdeki yıl tekrar gitmek ve güzeller güzeli Venedik’i yeniden görmek için sabırsızlanıyorum.

Bir sonraki yazım, harika Venedik illüstrasyonlarıyla süslenmiş bir çocuk kitabı hakkında olacak. Yazıyı önümüzdeki birkaç gün içinde yayımlarım diye tahmin ediyorum. O zaman dek kendinize iyi bakın.

Sevgiler…

Venedik Maskesi

palyaço

maskeli
maskeliler1

Venedik Kedileri!

Köprü altından Venedik!

İki Porselen Bebek!

Kostümlü anne ve kızı Venedik Dükler Sarayı'nda

Venedik'te bir kanal

Venedik

Dükler Sarayı'nda

Venedik Karnavalı Sırasında  Dükler Sarayı