Bir Venedik Masalı: The Glass Heart : a Tale of Three Princesses

pic2Oslo’da karlı bir öğleden sonra… İtalya’da geçen bahar gibi günlerin ardından Norveç’in kışına yeniden alışmaya başladım. Okunacak bir sürü makale beni beklese de yanımda mışıl mışıl uyuyan kedime uyup keyifli bir öğleden sonra geçirmeye karar verdim. Kendime bir fincan kahve yaptım ve yeni bir blog yazısı hazırlamak üzere bilgisayarın başına oturdum.

Venedik gezimi anlattığım yazımın sonunda güzel resimlerle süslenmiş bir Venedik masalına yer vereceğimi yazmıştım. Kitabın adı The Glass Heart: a Tale of Three Princesses’. Bu kitabı geçen sonbahar Londra’nın Kensington semtinde bulunan bir kitapçıdan, başka birçok kitapla birlikte almıştım. Resimlerini beğendiğim için şöyle bir göz atmış, kitabı ayrıntılı bir şekilde incelememiştim. Eve döndükten sonra aldığım kitapları okumaya başladım. Sıra The Glass Heart’a geldiğinde kitabın Venedik’te geçen bir masalı anlattığını ancak farkettim. O zaman, arkadaşım Duygu ile yapacağımız Venedik gezisi daha kesinleşmemişti ve henüz heyecanlı bir hayalden fazlası değildi. İllüstrasyonlara baktıkça Venedik’le ilgili rengarenk hayaller kurmaya başladım. Resimli kitapların en güzel yanlarından biri de bu; yaşı kaç olursa olsun, insana yeni ilhamlar vermesi. Kitabı bitirdiğimde, kapağının birkaç resmini çekip Duygu’ya gönderdim. O da benim gibi çok beğenince aynı kitaptan bir tane daha almaya ve İtalya’da buluşunca ona vermeye karar verdim. Yılbaşını kutlamak için Londra’ya döndüğümde The Glass Heart‘ı birkaç kitapçıda arasam da ancak bir internet dükkanında bulabildim. Şimdi kitapların biri Duygu’da diğeri de bende. The Glass Heart, Venedik’ten alacağım herhangi bir mıknatıslı buzdolabı süsünden çok daha anlamlı bir anı oldu benim için.

pic1
Bu güzel masalı yazan ve resimleyen, İngiliz yazar ve illüstratör Sally Gardner. Gardner İngiltere’nin Birmingham şehrinde doğmuş; ama Londra’da büyümüş. Farklı bir çocukmuş ve diğer çocukların kolayca öğrendiği şeyleri aynı hızda öğrenemediği için çocukluğu boyunca alay konusu olmuş. Disleksik olduğundan okumayı on dört yaşına kadar öğrenememiş. Çektiği okuma zorluğu yüzünden hiçbir okul Gardner’i öğrenci olarak kabul etmek istememiş; ancak ilk kitabını on dört yaşındayken bitirdikten sonra kimse önünde duramamış ve yazar bir daha okumayı hiç bırakmamış. Aldığı sanat eğitimini büyük bir başarı ile tamamladıktan sonra uzun yıllar tiyatroda sahne ve kostum tasarımcısı olarak çalışmış. Şimdi çocuk kitapları yazıyor ve resimliyor. Gardner’in kendisine ait bir internet sitesi mevcut. Yazının sonunda sitenin linki bulunuyor. Dilerseniz bu siteyi ziyaret edip yazarla ve çalışmalarıyla ilgili daha ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz.

pic3 Kitabın bendeki baskısı Orion Children’s Books’a ait. Kitap otuz iki sayfadan oluşuyor ve bütün sayfalar büyük ve renkli resimlerle dolu. Hikaye minik Rosie’nin büyükannesine ait camdan bir süs eşyasını kırmasıyla başlıyor. Büyükannesi Rosie’ye kızmak yerine ona kalpleri camdan yapılmış üç prensesin masalını anlatmaya karar veriyor. Hikayeye göre bu üç prenses, suyun üzerine kurulmuş büyüleyici güzellikte bir kentte yaşamaktadırlar. Prenseslerin en büyüğünün kalbi, kendisini fark bile etmeyen bir prens yüzünden kırılır. Ortanca prenses bir gülü sever ve bu gülün kokusu öyle güzedir ki prensesin kalbi bu güzelliğe dayanamaz ve ‘çıt’ diye çatlar. Peki sizce kardeşlerin en küçüğüne ne olacak? En küçük prenses camdan kalbini korumayı başarabilecek mi? Dilerseniz onu da ben anlatarak bu hoş masalın tadını kaçırmayayım ve kitabı okuyup sonunu öğrenmeyi size bırakayım.

Sevgiler

Kaynaklar: www.sallygardner.net/
Fotoğraflar: www.amazon.com/Glass-Heart-Tale-Three-Princesses/dp/184255073X/ref=sr_1_1?ie=UTF8&qid=1424704279&sr=8-1&keywords=the+glass+heart+a+tale

Resimli Kitaplar

kitaplarım

Resimli kitaplar son senelerde çok ilgimi çekmeye başladı. Bunun bir sebebi üniversitede aldığım pedagoji dersleri bir diğeri de illüstrasyonları gerçekten birer sanat eseri olan kitaplarla tanışmış olmam. Eskiden ‘resimli kitap’ deyip geçtiğim kitaplara şimdi başka bir gözle bakıyorum. Bu kitaplardaki resimlerin, yazılı hikayeyle olan ilişkisi kitaptan kitaba değişiyor. Kimi kitaplardaki resimler, metni birebir anlatırken, kimi metindeki eksiklikleri tamamlıyor, kimi hikayeye paralel başka bir hikaye anlatırken kimi kitapla tamamen alakasız görünebiliyor. Bazı resimli kitaplarda hiç metin olmayabiliyor. Bazı kitaplarda resimler sadece iki üç sayfada bir yer alırken, bazılarında bütün sayfayı kaplayabiliyor. Eğer bu ayrıntılara bakmayı okulda öğrenmemiş olsaydım, resimli kitap seçerken metin ve resimlerin ilişkisi çok dikkatimi çekmeyebilirdi. Şimdi bu kitapları hem alırken hem de onları okurken dikkat edeceğim noktalar arttı.

Resimli kitaplar, özellikle çocuklara okunmak amacıyla alınmışsa birer hazine değeri taşıyor. Resimlerin, insana verdiği heyecanın ve güzel duyguların yanında okur için yarattığı başka avantajlar da var. Okuma sırasında, okuyanla dinleyen arasında diyalog başlatma fırsatı vermesi bunlardan biri. Daha kitabı açmadan, sadece kapağına bakarak yapacağımız konu tahminleri, okuma sırasında durup resimlerin renklerinden ve anlattıklarından bahsetmek, hem o kitabı daha büyük bir heyecanla okumaya hem de kitaptan öğreneceklerimizin artmasına olanak sağlıyor. Resimlerde yer almasına rağmen metinde değinilmeyen her ayrıntı bize hakkında konuşulacak yeni konular sunuyor dolayısıyla da kitap sayesinde öğreneceklerimizin artmasına olanak sağlıyor. Bu sayede aynı kitabı farklı ayrıntılara ve konulara değinerek hiç sıkılmadan bircok kez okumak, her okuyuşta kitaba başka bir açıdan bakmak ve ondan alabileceğimiz verimi kat kat artırmak mümkün. Özellikle okul öncesi ve ilkokul çağındaki çocuklara kitap okurken başlattığımız bu diyaloglar onların kitaba olan ilgisini arttırdığı gibi okuma esnasında var olan bilgilerini aktif hale getirip hikayeye dahil olmalarını sağlıyor. Kimi araştırmacılara göre, eğlenerek öğrendiğimiz zaman, öğrenme kapasitemiz artıyor. Bir kitap okuma etkinliği elbette okura keyif vermeli, bunun yanında bu keyifli etkinlikten maksimum fayda sağlamak için hazırlık yapmak da çok önemli. Bu hazırlık, yaşa ve anlama kapasitesine uygun kitabı seçmekten, okuma etkinliğinde okuyan ya da dinleyen kişi rollerini paylaşmaya kadar birçok ayrıntıyı kapsıyor.

Resimli kitapların önemli özelliklerinden bir diğeri ise dil öğrenirken kullanılacak harika birer araç olmaları. İster anadilimizi, ister ikinci ya da üçüncü dilimizi öğreniyor olalım, resimlerle desteklenmiş kitaplar okurken hem yeni kelime öğrenme, hem bildiklerimizi pekiştirme hem de hikayenin gidişatını resimlerden tahmin ederek kitabın verdiği mesajı anlama şansımız artıyor. Resimli kitaplar hem kendi kendine okuma, hem yüksek sesle diğerlerine okuma etkinliklerinde hem de okulda öğretmenler tarafından derslerde tema olarak kullanmak için çok avantajlı.

Resimli kitaplar bambaşka bir dünya ve bu kitapları yaratan muhteşem yazarlar ve illustratörler var. Bu blogda zaman zaman bu sanatçılara yer vermeyi ve onları tanıtacak yazılar hazırlamayı planlıyorum. Böylece hem kendim daha çok şey öğrenmeyi hem de bildiklerimi yazıya dökerek bu konuda bir kaynak oluşturmayı umuyorum. Umarım sizler de benimle bu konudaki fikirlerinizi paylaşır, blogda yer almasını istediklerinizi bana yazarsınız.

Sevgiler

Masal Penceresi Venedik’e Açıldı!

maskeliler

Bu siteyi yapmaya karar verdiğimde adı zaten hazırdı. Biz gözleri ruhun aynası olarak betimlerken, bazı diğer kültürler, gözleri ruhun penceresi olarak niteler. Eğer gözlerimiz ruhumuza açılan pencerelerse, bu bloğa uğrayanlar, benim gözlerimden içimde taşımaya karar verdiğim güzellikleri görmeliler, ruhumun masalsı tarafını tanımalılar diye düşündüm. Masallar şehri Venedik’e gidip de karnavalın havasını soluduktan sonra orada hissettiklerimi buraya yazmamak haksızlık olur sanırım. Venedik’e sıradan bir zamanda gitmiş olsaydım, Dükler Sarayı’nın fresklerle kaplı muhteşem güzellikteki salonlarından, beyaz mermer merdivenlerinden ve şehrin kanallarını taçlandıran minicik beyaz köprülerinden, üzerimde kırmızı kukuletalı, uzun bir pelerinle geçmem mümkün olmayacaktı.

pelerin

Arkadaşım Duygu ile Roma’ya gitmeye karar vermemizin üzerinden sekiz ay geçti. Planlar sıcak bir yaz günü, annemlerin evinde yapılmaya başlandı. İzmir’in sıcak ama bir yandan da hafif hafif esen yaz günlerini biliyorsunuzdur. Açık pencerelerden giren rüzgar dantel perdeleri balon gibi şişiriyor, biz de bir yandan keyifle sohbet ediyor bir yandan Duygu’nun Lozan Pastanesi’nden aldiği pastaların yanında demli çaylarımızı içiyorduk. Sohbet her zaman olduğu gibi seyahate geldi ve bu güzel gezinin temeli o güzel yaz gününde atıldı. Üçümüz farklı şehirlerde yaşadığımız için bir sonraki buluşmamızı Roma’da gerçekleştirme olasılığını düşündük. Venedik’e gitmek gibi bir niyetimiz yoktu. Bu fikri o gün enine boyuna konuştuk. Ben Oslo’ya döndükten sonra detayları araştırmaya başladık. Planı benim okul programıma uydurmamız gerektiği için tarih konusunda çok fazla seçeneğimiz yoktu. Annem sonradan başka bir geziye katılmaya karar verdiği ve benim tatilim Venedik Karnavalı’na denk geldiği için tatilin son günlerinde hızlı trenle Roma’dan Venedik’e geçmeye karar verdik.

Otel, uçak ve tren rezervasyonlarımız yolunda gitti, planladığımız her şey gerçekleşti ve Roma’nın Fiumicino Havaalanı’nda Duygu ile buluştuk. Roma’da bütün önemli müzeleri gezdiğimiz sanat ve güzellik dolu günler geçirdik. Trenle Santa Lucia istasyonuna gelip Venedik’e ayak bastığımız anda bu şehri çok ama çok sevecegimi biliyordum. Masalları seven birini ilk kez adım attığı bir şehirde, Harikalar Diyarı’ndan Alice, Beyaz Tavşan ve Şapkacı karşılarsa ne olur? Sanırım aşk olur. Oldu da… Bunlar gördüğüm ilk kostümlülerdi. Daha sonra aklımın hayalimin alamayacağı güzellikte maskeler ve kostümler gördüm. Venedik benim hayatım boyunca gördüğüm en süslü şehir. Sokakları saran rutubet kokusu da, boyaları dökülmüş binalar da eskimiş sokaklar da bu ünvanı bu şehirden almaya yetmez. Orada geçirdiğimiz ilk akşamın sonunda başımı yastığa koyduğumda bu sehrin zümrüt sulardan oluşan sokaklarını, beyaz mermer köprülerini ve bu köprülerin altından geçen kadife koltuklu gondollarını düşünmekten gözüme uyku girmedi. Vaporetto denilen minik vapurlarla onunden geçtiğimiz görkemli tarihi binalar ve ışıltıları onların devasa pencerelerinden taşan dev murano avizelerinin ihtişamı şu an bile gözlerimin onunde. Kiliselere kubbeler yapmak yetmemiş, büyük kubbelerin üzerine daha süslü küçük kubbeler yapmışlar, o da yetmemiş bu küçük kubbeleri altın yaldızlı yıldızlarla süslemişler ve bina çatılarını, meydanlari seyreden sıra sıra mermer heykellerle donatmışlar. Sokakları dolduran maskeli ve kostümlü insanlar, şehrin havasına öyle uymuş ki, karnavalın olmadığı bir dönemde Venedik’te olmak nasıl olur kestiremiyorum. Orada geçirdiğimiz birkaç gün bana kesinlikle yetmedi. Önümüzdeki yıl tekrar gitmek ve güzeller güzeli Venedik’i yeniden görmek için sabırsızlanıyorum.

Bir sonraki yazım, harika Venedik illüstrasyonlarıyla süslenmiş bir çocuk kitabı hakkında olacak. Yazıyı önümüzdeki birkaç gün içinde yayımlarım diye tahmin ediyorum. O zaman dek kendinize iyi bakın.

Sevgiler…

Venedik Maskesi

palyaço

maskeli
maskeliler1

Venedik Kedileri!

Köprü altından Venedik!

İki Porselen Bebek!

Kostümlü anne ve kızı Venedik Dükler Sarayı'nda

Venedik'te bir kanal

Venedik

Dükler Sarayı'nda

Venedik Karnavalı Sırasında  Dükler Sarayı